20 Mart 2014 Perşembe

Anadolu'nun Kültür Bilinçaltı: Hititler (Bölüm-2) (M.Ö. 2.000 - M.Ö. 1200)


Anadolu'nun bundan 3500 yıl önce de bir kültür mozaiği olduğunu öğrenmek beni şaşırttı mı diye sorarsanız, açıkçası pek şaşırmadığımı söyleyebilirim. Bu kadim kara parçasının on binlerce yıl en büyük göçlerin, savaşların ve kültürlerin meydana çıktığı yer olduğunu biliyorsanız siz de pek şaşırmayabilirsiniz. Hitit uygarlığının bizler için olduğu kadar, batılı tarihçiler için de çok ciddi önemi var. Çünkü Hint-Avrupalı kavimlere ilişkin olarak bulunan en eski yazılı belgeler Hititçe/Neşaca yazılmış olan kil tabletler olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Avrupalı milletlerin kendi kökenlerini tarihi deliller ışığında dayandırabildikleri en eski nokta Hititler. Anadolu'da yaşam ise Hititlerden çok daha öncesinden beri devam eden bir nitelik arz ediyor. Konya Çatalhöyük kazılarında M.Ö. 5.bin yılda bu bölgede yerleşik yaşamın olduğunu gösteren arkeolojik kalıntılar bulunmuş durumda. Aynı şekilde Orta Anadolu'nun bundan 7500 yıl öncesinde bir kültür beşiği olduğu ve burada üst düzey uygarlıkların yaşadığı varsayılıyor. Ne yazık ki bu uygarlıklara ait olduğu tahmin edilen yerleşkelerde yazıya dair hiçbir ize rastlanmıyor oluşu sebebiyle, hem tarihlendirme de, hem de bu uygarlıklara ait geniş çaplı bilgi edinme hususunda genel-geçer bilgilere ulaşabilmek mümkün değil. Bu noktadan sonra ise geriye sadece tezler ve görüşler doğrultusunda bir tarih oluşturmak kalıyor. Bütün bunların ışığında Atatürk'ün "Anadolu 7.000 yıllık Türk beşiğidir" sözünün içi boş bir söylem olmadığını, tarih araştırmalarının ilerleyen safhalarında bu gerçekliğin daha net bir şekilde ortaya çıkabileceği hususunun altının çizilmesi gerektiğine inanıyorum. İlk bölümde bahsettiğim gibi Hititler konusunda eser veren dünyaca ünlü otoriter bilim adamlarının kitaplarının ardından, batı eski çağ tarihçiliğinin görüşlerini ve bu konudaki bilgilerini yansıtan kitaplarla, bir hukukçu olduğum için ayrıca ilgimi çeken "Hitit Hukuku"na ilişkin bir kitabı tanıtacağım sizlere; fakat öncesinde güzel bir kitapla ilk bölümde yarıda kalan görüşlerimi tamamlamam gerekiyor.

Bir Çocuğa Anlatır Gibi Anlatmak: Hititler ve Hattuşa, İştar'ın Kaleminden - Muazzez İlmiye Çığ

Kitabı anlatmaya başlamadan önce kısa bir bilgi vermem gerekli. Muazzez İlmiye Çığ bugün bir Sümerolog olarak kabul edilmesine karşın, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin Hititoloji bölümünden mezun olmuştur. Müzedeki görevinde de ilk işi yakın arkadaşı Hatice Kızılyay ile birlikte bu müzedeki Hitit tabletlerini tasnif edip bunları üç cilt halinde yayınlamak olmuştur. Bu sebeple İlmiye Çığ'ın Hititler hakkında kitap yazmaya mezun nitelikte Hititoloji bildiğini ve Sümerliler alanında çalıştığı kadar olmasa da bu alanda çok ciddi emek sarf ettiğini bilerek bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Kitap her İlmiye Çığ kitabı gibi Kaynak Yayınları tarafından yayınlanmış olup, karton kapaklı ve 235 sayfadır. Kitabın giriş kısmında kitap içerisinde mevcut üslupla ilgili bir açıklama ile karşılaşıyorsunuz. İlmiye Çığ özellikle Türk Hititologların görüşlerini içeren bu kitapta, konuyu merhum arkadaşı Hatice Kızılyay'ın kızı, İştar'ın kaleminden aktarma yolunu seçmiş. Kendi açıklaması doğrultusunda da aslında ne böyle bir günlük var, ne de yazılanlar İştar'ın kendi ifadeleri. İçeriğe ilişkin doğru olan tek şey, İştar'ın annesi ile birlikte kazı heyetini denetlemek üzere iki ay Boğazköy'de bulunması. İlmiye Çığ İştar'ın yerine geçerek, ortaokulda okuyan bir genç kızın Boğazköy'deki kazı alanında iki ay boyunca yaşadıklarını ve Hititler hakkında öğrendiklerini anlatıyor. Hem de bir çocuğa anlatır gibi. Kitabın üslubu herkesin anlayabileceği bir noktaya çekilmiş durumda, ancak bu sizi kitabı okumaktan alıkoymamalı; çünkü İştar'ın kaleminden çıkmış gibi nakledilen bilgiler büyük akademik ve arkeolojik araştırmaların sonucu ulaşılan bilgiler. Bu hayali ortamı daha da gerçeğe indirgemek için kitap içerisinde İştar'ın gezileri usta bir elden ara ara resimlenmiş durumda. Böylece çizimde olsa görsel materyale erişebiliyorsunuz. Kitabın üslubu bu sebebiyle bir roman havasında geçiyor. İlmiye Çığ'ın kalemi de bu konuda gerçekten kuvvetli. Ancak bir eleştiri olarak sunabileceğim tek husus, Hitit tarihinden bahsedilirken 14 yaşında bir kızın zihninden geçenler olarak yansıtılan bazı güncel serzenişlerin bulunması. Yazarın Atatürkçü kimliği ve bu kimliği savunma konusundaki geçerli sebepleri elbette herkes tarafından hakkıyla takdir edilebilir. Ancak 14 yaşında bir kızın Hitit tarihi anlatırken, o dönem ile bu dönemi karşılaştırılarak, siyasi boyuta kaçabilecek söylemler geliştirmesi bir okuyucu olarak bana pek gerçekçi gelmiyor. Tespitler ne kadar doğru olursa olsun, bu tespitleri kendi hayat görüşlerine tehdit olarak algılayabilecek birçok insanı kitaptan soğutmaya sebebiyet verebilir. Şahsi kanaatimce ilkel dönem olarak görülen bir çağın, aslında günümüzden daha ileri bir sisteme sahip olduğu yönündeki düşüncenin; okurun kendisinin keşfine bırakılması, daha kalıcı ve yapıcı sonuçlar doğuracağı gibi, verilen bilginin, algı yönetimine dair olup olmadığı yönündeki şüpheleri de ortadan kaldıracaktır. 

Bu ufak eleştirinin dışında kanaatimce düzeltilmesi gereken bir diğer nokta da var ki, okuduğum yedi kitap içerisinde bu kitap hariç bütün kitaplarda, Hitit Kraliçelerine verilen unvanın Tavannanna olması hususudur. İlmiye Çığ bunu Tabarna olarak yazmış, ancak bu konudaki bütün kaynaklar Labarna ve Tabarna'nın kral, Tavannanna'nın ise kraliçe anlamına geldiğini belirtiyor. Bu kitapta diğer kitaplardan farklı olarak, Hitit çağında Anadolu'da uygulanagelmekte olan bir çok ananevi unsurun günümüzde karşılığını aldığı örnekler sunuluyor. Ayrıca İlmiye Çığ'ın hali hazırda bilim dünyasının hala kafasını karıştırmakta olan, Hititlerin kökeni sorununa ilişkin küçük teorilerini de okuyabiliyorsunuz. Lapis Lazuli yani laciverttaşının bu uygarlık tarafından bilinmesi ve kullanılması üzerinden, Hititlerin Laciverttaşının çıktığı yörelerden yani Afganistan taraflarından gelmiş olma ihtimali üzerinde durulmakta. Bunun dışında okuduğum diğer kitaplarda karşılaşmadığım türden bilgileri de bu kitapta edindiğimi söylemem gerek. Kitabın üslubu sizi kolaylıkla içine çekiyor ve bir kurgunun içerisinde ilerlediğiniz için, metodik tarihi bilgilerin arka arkaya yazılmasıyla oluşmuş, bilgilerin yoruculuğundan kurtulabiliyorsunuz. Bu anlamda İlmiye Çığ'ın, özellikle çok fazla tarih okumayı sevmeyen bir toplum olduğumuzu da göz önüne bulundurursak ilgi çekici ve tarihi sevdiren bir yaklaşımı benimsemiş olduğu aşikar. Konumuzun dışında kitabın son sayfalarındaki fotoğraflar da sizi bir an için; acaba bu kurgu gerçek midir? diye düşünmeye sevk ediyor. Sizi bilmem ama eski fotoğraflar benim hep burnumun direğini sızlatır. Kitabı böyle bir duyguyla bitirmek hiç beklemeyeceğim bir şeydi. Bilgi açlığımızı tatmin etmek için gecelerini ve gündüzlerini kazıların ve tarihi eserlerin başında geçiren, göçüp gitmiş bütün güzel insanların ruhu şad olur umarım. Kitabı okumanızı ise kesinlikle tavsiye ederim. Her kitap okunmak için yazılsa da, bazıları yaşanmak için yazılıyor. O yüzden sadece okumayın, bu kitabı yaşayın.

İki Farklı Yoldan Giden Kitap: Hititler, Bilinmeyen Bir Dünya İmparatorluğu - Birgit Brandau/Hartmut Schickert 

Tanıtacağım diğer kitap hem farklı bir bakış, hem de çok ilginç bir yazım tekniği ile çok keyifli bir Hitit serüveni taahhüt eden bir kitap. Arkadaş Yayınları tarafından yayınlanmış, karton kapaklı, 340 sayfa. Arada 15 sayfalık bir kısım renkli kuşe kağıda basılmış. Burada kitap genelinde dip notlarla belirtilen görsellere ulaşıyorsunuz. Bu açıdan kitap çok kaliteli. İki farklı yoldan giden kitap diye tanımlamamın sebebini, kitabın giriş kısmını okuyunca anlıyorsunuz. Çünkü kitapta tek sayılı bölümlerde kronolojik düzene göre Hititler anlatılırken, çift sayılı bölümlerde Hitit kültürüne dair farklı konularda bilgiler edineceğiniz bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Örneğin, Hititlerde tanrılar, yemek kültürü, mimarlık, hukuk, sanat gibi konular bu çift sayılı bölümlerde anlatılıyor. Yazarların size sunduğu gibi, tercihinize göre önce tek sayılı bölümleri okuyarak tarihi bilgiyi edinebilir, daha sonra tekrar baştan fakat bu sefer çift sayılı bölümleri okuyarak bu uygarlığı daha yakından tanıyabilirsiniz. Ya da benim gibi baştan başlayıp hiç sapmadan sonuna kadar gidebilirsiniz. Hangi yolu seçerseniz seçin kitabın bütünlüğü bozulmuyor ve tarihle ilgilenmeseniz bile bir çırpıda bitirebileceğiniz bir kitap okumuş oluyorsunuz. Ayrıca kitap genelinde birçok sayfanın altında, Hitit uygarlığı ile ilgili dipnotlar ve farklı bilgiler bulabiliyorsunuz. Buna Hitit usulü yemek tarifleri de dahil. Bu kitabın okuduğum diğer kitaplardan farklılaştığı ve belki de ilk bakışta önemsenmeyecek bir farklılığı daha var. Kitabın giriş kısmında kendi sebeplerini sıraladıktan sonra, Hatti Ülkesi terimi yerine Hattuşa Ülkesi terimini kullanacağını, her ne kadar bu uygarlık Hatti uygarlığı üzerine inşa olsa da, Hatti ülkesi deyiminin yanlış olduğunu savunuyor. Oysa Hitit tabletlerinin yabancı transkripsiyonları da dahil olmak üzere büyük bir çoğunluğunda tabletlerde geçen ifade açık ve net bir şekilde "Hatti Ülkesi" olarak belirmektedir. Bu ifade ile ilgili önemli olan husus ise Hititlerin Hatti nüfusunun çoğunlukta olduğu bir ülkeye hükmettiği olgusudur. Bu olgunun doğruluğu ise sadece tabletlerde geçen ifadelerle değil, Anadolu'nun M.Ö. 2.500 yıllarından itibaren Hattilerce iskan edilmiş olduğunun arkeolojik bulgularla saptanmasının sonucudur. Hattilerin çoğunluk olması veya Anadolu'da iskan edilmiş olup olmamasının batılı tarihçi açısından önemi, Hitit İmparatorluğunun Mitanni Krallığı gibi yönetilen halkı Hint-Avrupalı olmayan bir seçkinler devleti olup olmaması noktasında önemlidir. Dolayısıyla batılı tarihçilerin bu noktadaki bakış açısı Hititlerin başka uygarlıklardan beslenmesine karşın, kendi öz kültürünün varlığının tartışmaya açılıp açılamayacağı hususudur.

Oysa Hatti ve Hurri uygarlıklarından toplumsal birçok yönden etkilenmiş olmasına karşın Hititlerin kendi öz kültürü olmadığından bahsetmek abesle iştigal etmektir. Ancak bu doğrultuda Hitit uygarlığının Hattilerden hiç etkilenmediğini iddia etmek de bir o kadar abesle iştigal etmektir. Dünyaca ünlü arkeologların henüz Hititlerin Anadolu'da varlık göstermediği bir dönem olan M.Ö. 2500-M.Ö.2000 arasına tarihledikleri buluntuların, Hatti kültürüne mal edilemeyeceği, bu buluntuların Hitit uygarlığına ait olduğu yönünde bir tez savunması yönüyle kitabın yazarlarının ön yargılı bir tutum sergilediğine inanıyorum. Aynı tutumun Hurriler için sergilenmemesi ve Mitanni krallığının aristokrat kesimi dışında kalan unsurların Hurri olduğuna ilişkin tespitte bulunulması ise daha enteresan ve taraflı geldi bana. Hattilerin yönetilen kesim olduğu ve bu uygarlığı isimlerine kadar etkilediği göz önüne alınırsa, Hitit uygarlığında da benzeri bir formülün varlığından bahsetmek olasıdır. En azından kesin olmadığı kaydı düşülerek, bu gerçek atlanmamalıdır. Kaldı ki, Hattuşa Ülkesi demek, bu ülkeye Hattiler tarafından Hattuş dendiği ve Hattuşa'nın Hattuş kelimesinin Hititçe versiyonu olduğu gerçeğini değiştiremeyeceği gibi, alternatif bir tarih yaratma çabasından öteye de gidememektedir. Bu konuda birden fazla bilim adamının farklı yönde bakışı olması sebebiyle, bu güzel ve öğretici kitabın, belirli ifadeler konusundaki ısrarı beni biraz rahatsız etti. Ancak bunu da bir bakış açısı olarak yorumlayıp kitabın geneline göz attığınızda, Hititler ile ilgili tanıtacağım en son kitabı saymazsanız, bu uygarlık hakkında en geniş kapsamlı bilgileri alabileceğiniz kitap olduğunu belirtmem gerek. Üstelik belirli konularda yorum yapması, Hitit uygarlığını sadece Anadolu'da olanları anlatarak değil, o coğrafya da bu kudretli imparatorluğun komşularının başlarından geçenlerle birlikte değerlendirmeyi başaran üst sınıf bir kitap. Kapak içerisinde yer alan harita, okurken edindiğiniz bilgileri ve bazı yerlerin antik çağdaki isimleri yorumlayabilmeniz için biçilmiş kaftan olmuş. Kitabın tam ortasında yer alan kuşe kağıda basılmış görseller de nadir parçalara ait olması sebebiyle ayrıca önemli. Bu kudretli imparatorluk hakkında farklı bir bakış açısıyla; ancak daha fazla ve ayrıntılı bilgiye sahip olmak isterseniz, özellikle benim gibi Hititler konusunda kütüphanenizin bir bölümü varsa katiyen temin etmeniz gereken bir kitap.

Bey İçin İltimas Yapmayanların Hukuku: Hitit Hukuku (Belleklerdeki Kayıp) - Av. Erdal Doğan

Bir hukukçu olarak, bu kitabın benim için değerini tahmin edemezsiniz. Sümerlilerle ilgili yazımda bahsetmiştim. Hukuk, yazı, matematik gibi birçok unsur M.Ö. 3000'den itibaren bu uygarlık tarafından oluşturulmuş olmasına rağmen eğitim sistemimizin tuhaf bir bakış açısıyla bizlere bu olguların doğduğu yerler olarak sürekli Hint-Avrupa kökenli batı uygarlığını göstermekte olduğuna dair bir eleştiri getirmiştim. İşte hukuk açısından da bu sıkıntı akademik boyutta bir facia oluşturmaktadır. Bir çok lise öğrencisi hukuk fakültesini kazanmasını takiben, hukukumuzun başlangıcı olarak Roma Hukukunun gösterildiği akademik bir eğitime tabi tutulmaktadır. Oysa Roma'dan 2700 yıl önce Sümerlilerin yasalar çıkardığı ve bu yasalar doğrultusunda topraklarına hükmettiğini anlatmıştım. Buna rağmen akademik eğitim vermekle yükümlü üniversitelerde bırakın hakkında çok fazla yazılı kaynağa ulaşılamayan Sümer Hukukunu, birçok yasal metnin ele geçtiği Babil Hukuku ve Hitit Hukukundan hiç bahsedilmemektedir. Üstelik bu uygarlıkların biri Sami, diğeri Hint-Avrupa kökenli sayılmasına karşın bu garabet devam etmektedir. Hitit hukukunda günümüz hukuk sisteminin temellerini oluşturan, tazminat hukuku, kişiye karşı işlenen suçlar, ticari ilişkileri düzenleyen kurallar vb. birçok konuya ilişkin yasalar ve uygulamalar mevcut. Dolayısıyla hukuk eğitimi açısından Antik Çağ hukukunun hukukçu adaylarına muhakkak okutulması gerektiğine inanıyorum. Çünkü ancak bu şekilde yasaların hangi yollardan geçerek günümüze ulaştığını ve insanların ihtiyaçları doğrultusunda yasaların nasıl şekillendiğini idrak edebilirler. Gelelim kitabımıza, Fam Yayınları tarafından basılmış. Karton kapaklı 220 sayfa. Kapağı ise dokunduğunda insana gerçekten hoş ama tuhaf bir his veriyor. Yani öyle standart karton kapaklı kitaplar gibi değil. Kitabın yazarı Av. Erdal Doğan yoğun olarak insan hakları hukuku ve felsefesi ile ilgilenen bir dergide, yazarlık ve editörlük yapmış. Öncelikle bu kitaba tarih maratonu kapsamı içerisinde tutmakla beraber, bu maratonda özel tercih edilmiş bir konu üzerine yazıldığını tekrar belirtmek gerek. Kitaba başlarken iki farklı sunuş yazısı ile karşılaşıyorsunuz ki, her ikisini de okumanızı tavsiye ederim. Aynı zamanda meslektaşım olan yazar, benim yukarıda sunduğum düşüncelere farklı bir açıdan yaklaşıyor. Daha sonra Roma Hukuku ve Hitit Hukuku arasında bir halef-selef ilişkisi doğrultusunda ilerlemek gerektiği yönündeki düşüncelerini sunuyor.

Hitit hukuku ile ilgili açıklamalara geçmeden önce kısa bir şekilde Hititlerin siyasi tarihine ve genel kültürüne değiniliyor. Bu noktadan sonra asıl konumuz olan Hitit hukukuna giriş yapılıyor ve mahkemelerin yapılanmasından, Hitit yasalarını oluşturan metinlere, suç kavramından, günümüz sınıflandırmasına örnek teşkil edecek şekilde; medeni hukuk, ticaret hukuku, devletler hukuku gibi birçok konuda hukuk metodolojisine uygun bir inceleme buluyorsunuz. Kafanızdaki endişeleri gidermek açısından, hukukçu olmasanız bile okunabilecek bir kitap olduğunu belirtmek isterim. Ancak yine de bazı hukuki kavramlara aşina değilseniz bazı noktalarda zorlanabileceğinizi de belirteyim. Bir ders kitabı değil, ancak ders kitabı olarak okutulsa da çok akıcı ve öğretici bir ders kitabı olabilecek nitelikte bir kitap. Bazı sayfalarda sunulan dipnotlar kitaba ilişkin ders kitabı olabilecek nitelememi doğrular nitelikte. Bütün bunların yanı sıra, ele aldığı konu ve ele alış şekli itibariyle çok önemli bir kitap olduğunun altını tekrar çizmek isterim. Hukukçu iseniz kesinlikle kütüphanenizde bulunması gerek, değilseniz de farklı bir alanda kendinizi geliştirebilmek için çok elverişli bilgiler sunmasıyla tercih edilmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Özellikle bir kitap kurdu-bibliyofil olarak, o mükemmel kapak tercihi için, okumayı bitirmeme rağmen, ara sıra kitabı elime alıp üzerinde parmaklarımı gezdirdiğimi itiraf etmem lazım.

Böylece maratonun Hititler ile ilgili kısmını bitirmeme tek bir kitap kaldı. Gerçi kitabı tanıttığım zaman, ansiklopedi nitelikli bu eseri kitap olarak tanıttığım için bana biraz kızabilirsiniz. Tanıtacağım son kitapla birlikte Hititler bahsinde düşüncelerimi ve bu uygarlıkla ilgili öğrendiklerimi de ayrıntılarıyla anlatacağım. Bu arada daha önce söylediğim ancak bir türlü hayata geçiremediğim bir hususla ilgili de kısaca bilgi vereyim. Tarih maratonum ne kadar zevkli olsa da, bir yayında ortalama üç kitap tanıtıyor oluşum ve bu kitapların okuma sürelerini de göz önünde bulundurduğumda, bir ayda en fazla üç veya dört yayınla sınırlı kalıyorum. Bu sebeple tarih maratonum bir yandan devam ederken önceden okuduğum veya maratona verdiğim kaçamak aralarda bitirdiğim, konudan tamamen bağımsız kitapları tanıtmaya da karar verdim. Dolayısıyla yayın akışında tarihten farklı şeyleri de görmeye başlayacaksınız. Ama bu demek değil ki, tarih maratonuna ara veriyorum. Aksine tüm hızıyla devam ediyor maratonum ve şimdilik basit bir öngörüyle iki yıl daha devam edecek gibi görünüyor. Bakalım 23 Aralık 2014'te ne durumda ve maratonda hangi tarihte olacağım.

Hititlerin son yazısında görüşmek ve bey için iltimas yapılmayan bir hukuk sistemine sahip olmak dileğiyle...









Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...