25 Mart 2014 Salı

Hatti-Hurri-Hitit Üçgeninde Bir Süper Güç: Anadolu'nun Geçmişi, Geleceği ve Kaderi!

"Bu sahne (Anadolu) yedi bin yıllık, en aşağı, bir Türk beşiğidir."
M.K. Atatürk 



Aslında okuduklarımın bütün özeti, yukarıdaki başlıkta gizli. Anadolu toprakları çok gizemli, efsanevi , dünya coğrafyası üzerinde yönetilmesi en güç olan topraklar. Dünya uygarlık tarihi açısından Mezopotamya ve Anadolu'nun önemi tartışılmaz noktada. Üstelik bu iki bölgenin birbirine komşu olması ve bu topraklarda amir kültürlerin birbirlerini şüphesiz etkilemesi söz konusu. Kenger-Sümer uygarlığını okurken, Akadların Mezopotamya'ya gelişi üzerine bir çok Kenger unsurunun göçe zorlandığına ilişkin geniş bilgi edinmiştim. Uzman Sümerologların görüşleri doğrultusunda Mezopotamya'dan Orta Asya'ya bir göç gerçekleştiği gibi, Kenger göçlerinin bir kolu da Anadolu'ya göçmek mecburiyetinde kalmıştır. Tabletlerden edinilen bilgiye göre Hurrilerin M.Ö. 3.000'den beri Güneydoğu Anadolu'da ikamet ettikleri tartışılmaz. İlk Sami saldırıları sonucu Sümer kent devletlerinden göçlerin başladığı tarihler de, M.Ö. 2.800'ler ve devamı olarak ele alınıyor. Hatti uygarlığının Anadolu'ya nereden geldiği konusunda kesin deliller yok. Ancak Hatticenin Sümerce gibi bitişken ve ön ek kullanan bir dil olması, Sümer panteonu ile Hattilerden Hititlere geçen tanrılar panteonu arasındaki benzerlik, Hattilerin Akad saldırıları sonucu Anadolu'ya göçen Sümer unsurları olabileceği yönünde bir varsayım oluşturuyor. Yalnız Hattilerle ve onların dilleri ile ilgili bütün metinlerin Neşaca tabletlerle günümüze aktarılmış olması ve bu bölgede Hattilere ait olduğu düşünülen herhangi bir tablete veya yazılı kaynağa rastlanamıyor oluşu bu varsayımın en zayıf noktalarından biri. Zira Sümer uygarlığında yazının bulunduğu tarihten çok sonra Anadolu'da yerleşen bu uygarlığa ilişkin hali hazırda yazılı bir belgeye rastlanabilmiş değil. Peki Hatti ve Hurri uygarlıkları Hitit İmparatorluğu açısından neden bu kadar önemli. Bu sorunun cevabına geçmeden önce Hititler ile ilgili son kitabı tanıtmam lazım ki tarih maratonunda Hititlere ayırdığım bölümü nihayete erdirebileyim.

Anadolu'ya Yapılan En Renkli Yolculuk: Hititler & Bir Anadolu İmparatorluğu - Metin Alparslan, Meltem Doğan Alparslan

Ayrıntılara girmeden önce belirtmem gerekir ki, bu eser tam olarak kitap tanımını karşılamıyor. Yapı Kredi Yayınları tarafından üstün kalite ile çıkarılmış kuşe kağıda 600 sayfalık bir ansiklopedi de diyebiliriz. Metin ve Meltem Doğan Alparslan bu güzide eseri derleyenler. Kitap içeriğinde sunulan bilgiler konularında uzman Hititologların makaleleri. Yayın yılı 2013 olduğu için de Hititler ile ilgili en güncel bilgiye sahip eserlerden. İnanılmaz güzellikte görseller mevcut. Hitit uygarlığına ilişkin görebileceğiniz en güncel görsellere sahip. Son çalışmaların ışığında yenilenen Hattuşa surlarını da görebiliyorsunuz bu eserde. Metinler hem İngilizce, hem de Türkçe olarak hazırlanmış. Hititler ile ilgili konularda yazılan makaleler muazzam. Kaynakçası dolu dolu bir eser. Basım kalitesi açısından emsallerini rahatlıkla sınıf dışı bırakabilecek bir eser. Görselleri adına fikir sahibi olabilmeniz adına, bütün bir yazı genelinde bu kitap içeriğinden görüntüler sunacağım sizlere. Daha önce de bahsettiğim gibi bu uygarlık konusunda en güncel bilgileri ve çalışmaları bulabileceğiniz bir kitap. Kitabın boyutlarına ilişkin kafanızdaki şüpheleri gidermek adına aşağıda bir yerlere kütüphanemdeki diğer kitapların boyutu ile karşılaştırma imkanı bulmanız için bir resim ekliyorum. Bu arada kitabın sayfa sayısı da gözünüzü korkutmasın, 600 sayfanın büyük çoğunluğu her iki sayfayı kapsayan görsellerden ibaret olduğu gibi, her farklı konuya geçişte en az dört sayfalık yazı içermeyen gösterişli ara geçiş bölümleri var. Yani içerik olarak hepi topu 250-300 sayfa kadar metinle karşı karşıya olacaksınız. Bununla birlikte Hititler ile ilgili birçok farklı akademisyen tarafından birçok farklı konunun aydınlatılması unsuru doğrultusunda en kapsamlı kaynak olduğunu da belirtmeliyim. Yani Hitit uygarlığı hakkında öğrenmek istediğiniz neredeyse her şeyi bu yapıtta bulmanız mümkün. Önsöz kısmında da vurgulandığı üzere, nasıl aynı karnı paylaşan insanlar karındaş, kardeş ise, bizlerde Hititler ile "vatandaş"ız. Aynı vatanı paylaşmış, aynı rüzgarları, aynı sert kışları yaşamış ve üstesinden gelmişiz. Bu bağlamda Hitit mirasını sahiplenme konusunda Sedat Alp'in düşüncelerinden sonra, bu yaklaşımın çok beğendiğim bir yaklaşım olarak da not edilmesi gerektiğini belirtmeliyim.

Sayfa kalitesinin yanında kitabın boyut olarak büyüklüğü, diğer kitaplar gibi her ortamda okunabilir elverişlilikte olmaması bir dezavantaj. Yine de Hititler ile ilgili derli toplu bilgiler bulunduran, en güncel, en hayran olunası görselleri içeren, üzerinde ciddi bir çalışma yapıldığı sayfasının her dokusundan rahatlıkla anlaşılabilecek olan bir yapıt olduğunu unutmamak lazım. Her ne kadar bu yapıtı sizlere tanıtmak maksadıyla kısa bir sürede okumaya çalışmış olsam da, Hitit araştırmaları konusunda en önemli başucu kaynağı olduğunu ve ara ara dönüp bazı noktalara bakmanız için çok elverişli olduğunu belirtmem gerek. Bu kitapta Hitit Mühürlerinde, günlük yaşamına, Hitit hukukundan, yapı ve inşaat tekniklerine her türlü detay hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Daha kısa anlatacak olursam defalarca yeniden okunabilecek, bir seferde hazmetmek için oldukça fazla bilgi içeren bir eser. Özellikle kitap içerisinde Boğazköy'de çalışan arkeolog ve Hititologların anlatımları doğrultusunda Hattuşa surlarının yeniden yapıldığı ve bölgeye hem turistik, hem tarihi, hem de kültürel açıdan çok ciddi bir miras bırakıldığını görmek ve bu yapıt vasıtasıyla bunu öğrenmiş olmak beni mutlu etti. Hatta o kadar ki bu kitaptaki yüzlerce görsel ve hava fotoğrafından sonra, içimde Hattuşa'yı görmek için inanılmaz bir istek oluştuğunu söyleyebilirim. İlk fırsatta da Boğazköy'e gidip bu kadim uygarlığın izleri üzerinde gezinmek, nasıl ki Hititleri anlatan kitapların üzerinde parmaklarımı gezdiriyorsam, Hititlerin yaptığı surların üzerinde gezinmek ve mükemmel bir ustalıkla oydukları taşlara dokunarak bu kudretli geçmişi yeniden yaşamak istiyorum. İşte bu anlamıyla bu yapıt Hititlere bakış açısını değiştirmek ve güzelleştirmek adına çok mühim bir işi başarıyor.

Beyliklerden, Küçük Asya'nın Süper Gücü, Orta Doğu'nun Kural Koyucularına Giden Yol

M.Ö. 2500 yılında kurulan Hatti Beyliklerinden çok önce de Anadolu'da yerleşik yaşamın olduğuna dair arkeolojik deliller olduğunu belirtmiştim. Bilim adamlarının araştırmaları doğrultusunda Hititler Orta Anadolu'ya gelmeden önce M.Ö. 3000 ve M.Ö. 2.000 arası bir barış dönemi sürmüş. Buna dair çıkarımlarda bulunabilmesinin en önemli dayanağı bulunan şehir katmanlarında, bu tarihler arasına konumlanan hiçbir yıkım, savaş emaresi bulunmaması. Anadolu'nun belki de 7000 yıllık kaderinden olsa gerek, bütün Anadolu'ya hakim olacak bir imparatorluğun kurulmasından önce bu topraklarda Hatti ve Hurri beylikleri hakim olmuş. Anlayacağımız beylikler dönemi antik çağlardan beri Anadolu'nun ruhuna işlemiş. Üzerinde yaşadığımız topraklar en erken haliyle beş bin yıldır aynı döngüyü yaşıyor gibi. Dün Hatti, Hurri, Arzava, Wiluşa beylik ve krallıklarını birleştirerek büyük Hitit İmparatorluğu kurulmuşken, iki bin yıl sonra Danişmend, Mengücek, Saltuk ve Artuk beylikleri üzerine kurulan Anadolu Selçuklu Devleti ve iki yüz yıl geçmeden de, Son Anadolu beylikleri üzerine kurulan Osmanlı İmparatorluğu bu topraklarda hep aynı döngüyü sürdürmüştür. Hatti ve Hurri uygarlıkları Hititleri diğer bütün topluluklardan daha fazla etkilemiş. Bu o kadar büyük bir etki ki, Hatti Ülkesi adı Hititler yıkıldıktan sonra en az 600 yıl daha kullanılmaya devam etmiş. Hitit kralları kendilerine Hattice isimler almış ve Hitit tapınaklarında ilahilerin ve tapınma metinlerinin büyük çoğunluğu Hattice olarak okunmuştur. Hattilerin kökenine ilişkin net bir durum yok. Konuştukları dil yapı itibariyle Ural-Altay dilleri gibi bitişken olsa da, Hatti dilini Kafkas dillerinden sayan uzmanlar da var. Ali Çurey'in Hattilerin Çerkez olduğunu iddia eden bir kitabı var. Ne yazık ki internet satış mağazalarında bulamadım. Bununla birlikte internet ortamında kitap hakkında pek olumlu eliştiriler ile de karşılaşmadım. Kitabın bir çok yerinde Hititler ile Hattileri karıştırması ve bu doğrultuda yorum yapması ve bazı Çerkez lehçelerini araştırmasında pas geçmiş olması nedeniyle, bilimsel değil ancak popüler bir araştırma olduğundan dem vuruluyor. Hurrice için de Kafkas dili olabileceği yönünde hipotez oluşturanlar var, ancak etüt ettiğim eserlerin bazılarında bu dilin özellikle Türkçe ile çok benzeştiği, gramer yapısı açısından Sümerce'ye göre daha büyük yakınlık arz ettiğini iddia edenler var. Ayrıca hem Hatti, hem de Hurri beyliklerinin bilinen kültürel varlığı, inanç sistemleri, ananevi unsurları ele alındığında bu uygarlıkların Sümer-Kenger uygarlığı ve Orta-Asya kaynaklı göçlerle Anadolu'ya yerleşmiş olabileceği yönünde ciddi tezler mevcut.


Hitit uygarlığı defalarca belirttiğim gibi bu iki uygarlıktan çok etkilenmiş. Özellikle Hattilerin yönetilen halk olduğu, Hititlerin (Neşalıların) ise aristokrat kesim olabileceği yönünde tezler var. Buna en önemli sebep olarak da, Hitit İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, bölgede 800 yıl öncesinin beyliklerine dönülmüş olması gösteriliyor. Hitit uygarlığı ister başka kültürlerden etkilenmiş olsun, isterse onların bir sentezi olsun, dünya kültürüne katkılarını yadsımak mümkün değil. Bir kere döneminin en üstün yapı, inşaat tekniklerine sahipler. Bugün bile yapılmakta zorlanılabilecek kaya üzerine oyulan sanat eserleri ve heykel benzeri yapıları var. Üstelik iki büyük kayayı tunç dübellerle birbirlerine bağlayıp sur örebilecek kadar üst düzey tekniğe sahipler. Sanatları, kendinden önceki beylik ve uygarlıkların sanatını yansıttığı için belki özgünlük açısından çağdaşı uygarlıklardan geri kalmış gibi algılanabilir. Oysa Hititleri başka açılardan irdelemek önemli. Şehir devleti, beylik gibi kavramlardan merkezi sistem ile yönetilen büyük bir imparatorluğa geçişin anahtarı Hititlerdir. En önemli gösterge ise Hititlerin çağının Süper devleti, en önemli iki gücünden biri olmasıdır. Anadolu'da hakimiyet kurdukları 800 yılın büyük çoğunluğunda bazen Mısır Uygarlığının bile üzerine çıkarak tek güç halini aldıkları dönemler vardır. Bu açıdan ilk ve önemli örnektir. İdare, ekonomi, üstün savaş teknikleri, modern bir hukuk devleti kurmaları itibariyle antik çağın en önemli uygarlığıdır. Anaerkil toplum özelliklerini yansıtması itibariyle çağdaşı ülkeler içerisinde kadına en fazla, hatta günümüzdeki değerinden bile fazla olabilecek nitelikte değer verilmektedir. Tavananna (Kraliçe) tıpkı Tabarna (Kral) gibi diğer ülke krallarına mektuplar yazabilmekte, diplomasi yürütebilmekte ve devleti kral ile ortak olarak yönetmektedir. Üstelik kral öldükten sonra, kraliçenin yetkileri hala devam etmektedir. Mezopotamya'da -Sümerliler hariç- uygulanan katı hukuk kurallarının yanında, Hattuşa topraklarında daha insancıl, daha gerçekçi ve özgürlükçü bir hukuk sistemi uygulanmaktadır. Öyle ki çok rahat bir şekilde; modern hukukun temeli sayılan Roma Hukuku, Hitit Hukukunun yanında gerici ve totaliter bir hukuk sistemi olarak adlandırılabilir.

Karşılaştırmalı Tarihin Faydaları, Batı Tarihçiliğinin Kıyaslama Çıkmazı

Hititler ile ilgili kaynakları kontrol ederken birçok farklı kaynaktan yararlanmış olmam, maratonumda ilk halkayı teşkil eden uygarlık olan Sümerliler açısından kafamda soru işareti oluşturmuş; tarihe siyasal sebeplerle yaklaşılması olguları hakkındaki sorularımı gidermeme yardımcı oldu. Şöyle ki; Hitit tarihi, uygarlığın konuştuğu dilin Hint-Avrupa dil ailesinde yer almasından dolayı batılı tarihçilerin yoğun ilgisini çekmektedir. Çünkü kendi uygarlık tarihlerini Yunan ve Roma uygarlığından daha geriye götürebilmeleri olanağı bulmuşlardır. Tabii bunu yaparken Sümerliler ile ilgili son yazımda bahsetmiş olduğum olayları taraflı yorumlamaları vakası ciddi şekilde su yüzüne çıkmaktadır. Hitit dilinin çözümlenmesi safhasında batılı bilim adamlarının izlediği yol yemek fiili ve su kelimesinden yola çıkmaktır. Birgit Brandau'nun kitabında açıkça itiraf ettiği üzere filolog ve Hititologlar eğer Hititçe ekmek kelimesinin anlamını önce keşfetmiş olsalar bu dille Hint-Avrupa dili arasında asla bağlantı kurulamayacaktır. İki kelimeden yola çıkarak Hitit dili ile Yüksek Germence ve Hint-Avrupa dil ailesi arasında bağlantı kurarak katıksız ve şüphesiz şekilde bu ölü dili Hint-Avrupa dil ailesinde kabul eden ve dil birliğine dayanarak bu kavimi Hint-Avrupa kökenli sayan batılı tarihçiler, ne yazık ki aynı akademik duyarlılığı Sümerliler, Hattiler, Hurriler ve Urartular için gösterememektedirler. Sümerce ile Ural-Altay dilleri arasındaki kelime aynılıkları bu dili şüphe götürmez şekilde Ural-Altay dil ailesinin üyesi yapmasına ve bu kavimin kökeni araştırmasında antropolojik, etimolojik ve filolojik bağlar Ural-Altay topluluklarını göstermesine rağmen, Hititleri bir kökene yakıştırabilen tarihçiler, Sümerlileri aniden ortaya çıkan, kökeni bilinmeyen, hatta ve hatta uzaydan gelmiş bir kavim olarak gösterebilecekleri masalsı bir uygarlık olarak addetmekten çekinmemektedirler. Hitit tarihini, uygarlık tarihinin başlangıcı saymaya çalışan görüşler dahi okuduğumu belirtmeliyim. Adam öldürme suçlarında tazminat ile cezalandırma yolu Sümer Kralı Urukagina'nın yasa metinlerinde geçmesine karşın, bu hukuk kurallarının ilk olarak Hattuşa coğrafyasında ortaya çıktığını savunmak, ya tarihin kendini ilgilendiren kısmına kör kalmakla, ya da kasıtlı bir tarihi öteleme politikası ile açıklanabilir.

Hitit uygarlığının, çağdaşları ve ardıllarına göre çok daha modern bir hukuk devleti kurmuş olup yasalar karşısında kral ve kraliçenin bile elinin kolunun bağlandığı, Pankuş isimli meclisle demokratik uygulamaların bu uygarlığın topraklarında var olduğunu belirten bir tarihçi, aynı kitabın devamında demokrasinin doğuş yeri olarak Helen topraklarının varlığından bahsederken nasıl bir çelişki içerisindedir? Bunun yanı sıra antik çağı inceleyen bu bilim adamlarının; Sümerlileri, Gılgamış'ın Gençler ve Yaşlılar Meclisini, demokratik bir hukuk devleti portresi çizen Sümer-Kenger uygarlığını hepten görmezden gelmesi nasıl bir bilimsel anlayış içermektedir? Anlaşılan o ki, kültür bilinçaltımız olan ve Anadolu'yu tek merkezden yönetebilmeyi ilk kez başarabilen bu uygarlık eğer Hint-Avrupa dil ailesinde yer alan bir dil konuşmuyor olsaydı, bugün belki onlardan haberimiz dahi olmayacak ve bizler Kudretli Yunan ve Latin uygarlıklarının masallarına inanıyor olacaktık. Daha vahim olanı birçok metinde, imparatorluğun, Hatti ve Hurri uygarlıkları üzerine kurulduğu, bu kültürlerden aşırı yoğun şekilde etkilendiği birçok eserde özenle vurgulanmasına rağmen, bu uygarlıklar hiç var olmamış veya bu uygarlığa hiç katkıda bulunmamış gibi davranan arkeolog ve hititologların varlığı da ortak insanlık tarihimizi siyasi ve etnik endişelerden sıyrılarak araştırmanın önüne büyük bir ket vurulmasına sebep olmaktadır. Tarih yazmak ile tarih oluşturmak arasında büyük fark vardır. Modern endişelerle uygarlık tarihinin gerçek geçmişini gizlemeye çalışmak, uygarlık tarihini yorumlamak için bizi geriye götüreceği gibi, kültürlerin birbirleri ile korkusuzca alışveriş yapabilmesini de açıkça engelleyecektir. Toparlamam gerekirse, Hititler hem batı tarihçiliğinin iki yüzlülüğünü, hem de yaşadığımız toprakların tarihi mirasını vurgulaması açısından çok büyük önem taşımaktadır.

Kültür Bilinçaltımız, Uygarlık Murisimiz

Yukarıda da belirttiğim esaslar dahilinde Hititler kendi tarihimiz açısından çok önemli bir uygarlıktır. Sedat Alp'in çok doğru tespit ettiği ve belirttiği üzere bizler hem kan, hem de miras açısından bu uygarlığın varisi konumundayız. Aynı zamanda bu sayfada tanıttığım Hititler kitabında yer aldığı üzere Hititler ile "vatandaşız". Bugün Hititler Türk değildir derken bunu sadece etnik köken açısından söyleyebiliyoruz. Oysa Hitit toplumunda uygulanan Levirat (Kadının kocası öldüğünde, kocasının kardeşi ile evlendirilmesi), fallar, batıl inanışlar, yaşam koşulları açısından bakıldığında toplumumuzda bugün dahi Hitit izleri görebiliriz. Dahası bugün Anadolu'da mukim birçok Oğuz boyunun Hatti, Hitit, Hurri ve Urartu uygarlıklarından izler taşıdığı tartışılmaz noktadadır. Adile Ayda ve Orhan Türkdoğan'dan aktaracağım bir husus olarak ilginç bir nokta daha vardır: M.S. 1.000'li yılların başında Anadolu'ya akın yapan Oğuzlar'ın burada kendileri ile aynı veya benzer diller konuşan topluluklarla karşılaşmışlardır. Bu karşılaşma ilginç olduğu kadar, Hitit mirası üzerinde hak talep etmekte ne kadar haklı olduğumuzu da ispatlar niteliktedir. Unutmamak gerekir ki, Hititler, Hatti nüfusuna hükmetmektedir. Şu veya bu şekilde dillerini unutmuş veya değiştirmiş olması muhtemel bu Hatti toplumunun; iş kültür, sanat, yaşayış ve inanç konusuna geldiğinde bütün müktesebatını Hitit uygarlığına yansıtmış olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Hattilerin dilinin, Ural-Altay dillerine benzerliği de, buraya gelen akıncıların kendi konuştuğu dile benzer diller konuşan kavimlerle karşılaşmış olmasının altında yatan sebeplerden olabilir. Kökeni ne olursa olsun 3500 yıl boyunca Anadolu'da aynı gelenek unsurlarının ve kültlerin yaşatılıyor olmasının en önemli sebebi, Hititler'in 800 yıl boyunca sarsılmaz bir imparatorluk kurmasının bakiyesi olmasıdır.

Bu bakiyenin anlamı, Yüksek(!) Yunan kültürüne katkıda bulunan bir çok ozan, bilim adamı, tarihçi, matematikçinin Ege Denizinin karşı kıyısında değil Anadolu topraklarında doğması ile daha da netlik kazanmaktadır. Homeros, Herodot, Pisagor, Tales gibi birçok isim Anadolu topraklarında doğmuşlardır. Sonuç olarak bu 3500 yıllık kültür karışımı, ortaya tüm kökenlerden bağımsız bir Anadolu kimliği kazandırmaktadır. Bu topraklar ve Anadolu kimliği 3500 yıllık süreç içerisinde bizim Türk kimliğimizle karışmış, erimiş ve üstün bir kültür ortaya çıkarmıştır. Öyle ki, Hititler yıkıldıktan sonra dahi Anadolu'ya Hatti Ülkesi demeye 600 yıl devam eden uygarlıklar, son 1000 yıldır Anadolu'yu Türkiye diye adlandırmışlardır. Akad Kralı Naram-Sin'in M.Ö. 2300'lü yıllarda yaşayan Türki kralı İlşu-Nail'den bahseden tableti, belki de başından beri burada olduğumuzu açıklayabilecek en önemli belgelerdendir. Türki krallığının, Akadlara karşı Hatti, Hurri, Amurru, Armanu (Armanu Krallığı da belki Ermenilerin kökenine ilişkin ipuçları içeriyor olabilir)  vb. birçok kavim ile bir federasyon halinde hareket etmesi de ayrıca önemlidir. Anlaşılan o ki, bu toprakların sahipleri, en azından 3500 yıldır büyük tehlikelere karşı ortak hareket etme bilincine sahiptir. Geleceğimize baktığımızda da söylenecek en önemli şey; dünyanın köprüsü niteliğindeki bu kutsal ve kadim toprakların, önümüzdeki bin yıllar boyunca bir çok kültürü kucaklayacağı, özümseyeceği ve geriye yine sadece Anadolu'nun kalacağı olmalıdır. Bize düşen ise bize bu denli yüksek bir kültürü bizlere miras bırakan Hititleri layıkıyla anmak olabilir.

Yazımı bitirmeden önce, önümüzdeki uygarlığın Troyalılar olduğunu belirteyim. Sizleri efsane ile gerçeğin kol kola yürüdüğü bir serüvene çıkarmayı düşünüyorum. Umarım başarabilirim. Ancak Troya'ya geçmeden önce Hitit uygarlığına karşı son görevimi yerine getirmeliyim. Hititlere karşı son görevimi nasıl yerine getireceğimi size en iyi anlatabilecek olan ilk Hitit Kralı Hattuşili'nin vasiyeti olsa gerektir. Troya'da görüşmek dileğiyle.

Şöyle der Hattuşili vasiyetinde;

"Cesedimi yıka, gerektiği gibi!
Beni göğsüne bastır, ve göğsünde tutarak
beni toprağa göm."    












Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...