2 Mayıs 2014 Cuma

Kartal Yuvası Kalelerin, Sarp Kayaların Efendileri: Urartular (M.Ö. 1.300 - M.Ö. 585)


Batı Anadolu'da Troya'nın kudretli surları Akhalar tarafından yağmalanıp Troya çökerken, yaklaşık olarak aynı tarihlerde Doğu Anadolu'nun sarp kayalıklarına ve dağlarına kudretli kaleler kuran bir uygarlık doğuyordu. Anadolu'da yaşamış diğer kadim uygarlıklar gibi onlar da beylikler halinde yaşayan, Anadolu'yu derinden etkilemiş olan Hurrilerin torunları olarak yükselen Asur tehlikesine karşı birleşmenin zamanını kolluyordu. Asur'un kuzeyinde; Van gölü civarındaki Doğu Anadolu'nun, iklim ve jeolojisine alışmış sert insanlardan müteşekkil olan Urartu beylikleri, Asur İmparatorluğuna çok zor günler yaşatıyordu. Evet, Türk tarih maratonunda inceleyeceğim dördüncü uygarlık Urartular ve onlar vasıtasıyla Hititler yazısında bir kısmını incelemiş olduğum Hurriler. Bugüne kadar incelediğim uygarlıklara kıyasla, Urartulara ilişkin nitelikli kaynak bulmakta zorlandım. Bu konudaki en önemli kaynak Hitit İmparatorluğunu incelerken edinmiş olduğum ansiklopedi tadındaki Yapı Kredi Yayınları serisinin Urartular için basılmış bir diğer eseriydi. Bunun dışında size bu yazıda edindiğim diğer üç kitabı tanıtıp, Urartular ile ilgili düşüncelerimi aktaracağım bir sonraki yazımda da bahsettiğim ansiklopediyi tanıtacağım. Aslında Urartu tarihi bir devlet olarak M.Ö. 860 yıllarına tekabül etmekte. Buna karşın M.Ö. 1.300 yılına tarihlenen Asur tabletlerinde, daha sonra Urartu Krallığını oluşturacak olan Uruadri ve Nairi beyliklerinden söz edilmiş olması sebebiyle bu uygarlığın ilk görüldüğü tarihi başlangıç tarihi olarak ele aldım. Evet bu sefer iki bölüm haline gelmeden bir uygarlık hakkındaki tetkikleri bitirmiş olacağım. Bu sebeple önceki yazılara göre daha kısa olarak geçeceğim. Tabii önce diğer kitapları tanıtmam gerek;

Dönemin Ressamının Sürekli Karşımıza Çıktığı Kitap: Urartu, Doğu'nun Güneşi - Ali Narçın

Bu zamana kadar seçtiğim kaynaklar ve edindiğim bilgiler konusunda hiç hayal kırıklığı yaşamamış ve hatta kitap seçimlerimle hep övünmüştüm. Gelgelelim bunun sona ereceği gün beni Urartu meselesinde yakalayacakmış. Kitap Siyah-Beyaz Yayınları tarafından basılmış. Karton kapaklı 170 sayfa. Anladığım kadarıyla bu kitap öylesine, özenilmeden sanki bir an evvel satışa çıksın diye basılmış. Kitabın 60. sayfasına geldiğimde bende uyanan ilk izlenim yazarın başka kitaplardan belirli bölümleri kopyalayıp yapıştırdığı yönündeydi. Bunu destekleyen birçok işaret de kitabın içerisinde mevcut. Hele bir cümle var ki, üç sayfa içerisinde defalarca aynısı karşınıza çıkıyor: "Dönemin ressamı her Tanrı'yı tapınma geleneğindeki özellikleriyle ele aldığı gibi fiziksel durumlarını da çizgilerle belirtmeyi ihmal etmemiştir". Bu tümcede dönemin ressamı diye bahsettiği şahıs kayalara veya kil tabletlere tanrı figürlerini çizen Urartu ressamı. Ancak bu ifade bu münhasır bölümde o kadar çok geçiyor ki, bu lüzumsuz tekrarlar insanı kitaptan bir şeyler öğrenmekten net bir şekilde alıkoyuyor. Kitaba eklenmiş görsellerin piksel kalitesi o kadar düşük ki, bir an Wolfenstein isimli FPS (First Person Shooter) türü oyunların atası olan oyundaki mekanlarda, kare kare pikselleri gözüken mahzenlerde dolaşıyormuş gibi hissettim kendimi. Kitap okurken böyle durumlarda ne hissedersiniz bilmem; ama ben sanki kitabı kendim yazmışım gibi utanıp sıkıldım. Özellikle eski çağ tarihine ilişkin bilgi aktaran kitapların bu kadar özensiz olması insanı üzüntüye uğratıyor. Görsellerin kalitesizliği, Urartu buluntularına ilişkin görsellerin kelimelerle anlatılmaya çalışılması hem zihninizi yoruyor hem de yardımcı bir görsel olmadan "kayanın sağ çıkıntısına yapılmış şu şekilde kabartmaların kırık olan ucu vs." gibi tanımlarla hiç görmediğiniz bir görsel hakkında yanlış bir şekilde fikir yürütmenize sebebiyet verebiliyor.

Kitapla ilgili en büyük sorunlardan biri ise kitapta başka kaynaklardan alıntı yapılmasının doğurduğu vahim sonuçlar. Yazar muhtemelen alıntıladığı -çünkü bazı ifadelerde nereden alıntı yapıldığı tam belli olmuyor- hususlarda çelişkili ifadeleri peşi sıra sıralıyor. Örneğin Urartu-Kimmer ilişkisini incelediği bölümde, Kimmerleri önce Hint-Avrupalı bir kavim ilan ediyor, konunun sonuna doğru ise "artık Kimmerlerin, İskitler gibi Türk tarihi dairesine ait olduğu kesindir" diye yine alıntıladığını tahmin ettiğim bir ifade kullanıyor. Konuya ilişkin birbirine zıt kaynakları kullanırken, şu akademisyen bunu derken, diğeri şunu diyor gibi tanıtıcı veya ayırıcı bir ifade mevcut olmadığı için de, ilk okuyuşta araştırmacının kafasının çok karışmış olduğuna dair izlenimler ediniyor insan. Urartu ile İnka uygarlığının sık sık ve temel bir bağlantı kurulmaksızın sadece sarp yerlere bina yapıyor olmaları hususu dairesinde karşılaştırılması, Orta Asya'da yaşayan kavimlerin yüksek yerleri kutsal saymasını, yüksek yerlerde yaşamaktan hoşnut kalmalarını tetkik etmemekten kaynaklanıyor olabilir.  Kitap içerisinde onca ifade sunulurken, bir sonuç kısmı yazarak bu görüşlerin toparlanamıyor olunması ayrı bir hata olarak gözüme çarptı. Daha da enteresanı, Urartuların, Hurri ve dolayısıyla Sümer mirasını taşıdıklarından dem vurulup, daha sonra Sümerlilerin o bölgeye yerleşen Türk beylikleri olduğunu beyan edip, arkasından Sümerlilerin konuştuğu dilin hiçbir dil ailesine mensup olmayan bir dil olduğundan bahsetmek, bu satırları ise bir paragraf sonra, Türkçe ile benzeşiyor diyerek reddetmek olgusunun bir kitapta aynı başlık altında toplanmış olması çok şaşırtıcı ve enteresan. Urartu uygarlığına ilişkin kaynak ararken faydalanacağımı düşünerek temin ettiğim; ama bunca zaman sonunda; şimdilik, kütüphaneme dahil ettiğim için pişman olduğum tek kitap olan bu kitabı inanın sizlere tavsiye etmek isterdim. Yazık ki edemeyeceğim.

Ansiklopedi Dağarcığı Taşıyan Özet: Doğu Anadolu ve Urartular - Prof. Dr. Afif Erzen

Urartu uygarlığına ilişkin yolculuğum pek iyi başlamasa da, devamında okuyup tetkik ettiğim kaynaklar, bu uygarlığa ilişkin kafamda oluşmuş birçok boş noktayı doldurmakla kalmadı, bu uygarlığın tetkiki konusunda yeni ufuklar edinmeme sebep oldu. İşte size tanıtacağım kitap beni bu yola itenlerden bir tanesi. Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanmış kitap aslında 100 sayfa. Ancak çift dilli bir kitap olduğu için yarısının Türkçe, yarısının İngilizce olduğunu belirteyim. Kendi dilimizde okuma yapacak olmamızdan hareketle 47 sayfalık bir kitabın sizi beklediğini söyleyeyim. Kitapta önce Doğu Anadolu coğrafyasının ayrıntılı bir tanımı var. O dönemde bütün Doğu Anadolu'nun sık ormanlarla kaplı olması, Asur İmparatorlarının sırf bu engelleri aşmak için ormanları talan etmesi gibi her yerde bulamayacağınız tipte bilgiler mevcut. Bu bölgede Paleolitik Çağdan bugüne kadar kurulmuş olan uygarlıklar anlatılıyor. Prof. Dr. Afif Erzen dünyaca tanınmış bir Urartuolog. Size kısa bir çırpıda okunabilirmiş gibi gelebilecek zaman zarfında o kadar güzel açıklamalarla sadece Urartu uygarlığına ilişkin değil, Hurriler ve hatta birçok Anadolu uygarlığının kökenleri konusunda ki, batı tezlerini ortadan kaldırıyor ki, okurken hayret ettim. Aslında kitabın böyle bir tartışma havası veya tez oluşturma derdi de yok. Akademik gerçekliklerden bahsediliyor. Örneğin Hurri ve Urartu dilinin ve dolayısıyla bu uygarlıkların kökenlerini Transkafkasya'da arayan bilim adamlarının, M.Ö. 2.000'li yıllardan önce Transkafkasya'da hiçbir uygarlığın izine rastlayamadığı hususunun kazılarla ispatlandığını açıklıyor. Hurri beyliklerinin M.Ö. 3.000 yıllarında Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yerleşmiş olduğu düşünülürse Hatti, Hurri gibi aglutinant yani eklemeli ve bitişken bir dil konuşan; Sedat Alp, Selahi Diker, Osman Nedim Tuna gibi akademisyenlerce bu uygarlıkların dil bağlarının Türkçe ile büyük yakınlık arz ettiği belirtilen uygarlıkların Kafkasya kökenleri bir kez daha tartışmaya açılabilir. Bu konuyu düşünceler kısmında daha net izah edeceğim için şimdilik bu kadarı yeterli diye düşünüyorum.

Bunun dışında kitabın yazarı olan akademisyenin bizzat katıldığı ve yabancı akademisyenlerce de kabul görmüş çok önemli bir gerçekliğin altı çiziliyor bu kitapta. Kütahya, Erzurum, Hakkari bölgelerinde yapılan kazılarda ve incelenen mağara resimlerinde M.Ö. 6.000 yıllarına tarihlenen ve şüphe götürmez şekilde Orta Asya'da mukim Türk uygarlıklarının kullanmış olduğu Türk tamgalarının (mühürlerinin) bulunduğu belirtiliyor. Çatalhöyük kazılarında elde edilen bilgiler, Anav kültürü konusunda yapılan kazılar sonucu ulaşılan tespitler sonucu bu husus bize açık bir şekilde M.Ö. 6.000 yıllarında Kütahya'dan Aşkaabat'a uzanan bir coğrafyada Ön-Türk uygarlıklarının yaşamış olduğunu göstermektedir. Buradan hareketle Anadolu'nun ilk sakinleri olduğumuz yönündeki teze dayanak teşkil edebilecek çok mühim kanıtların varlığına dikkatin çekilmesi gerektiğine inanıyorum. Afif hoca bu bilgilerden hareketle kitapta devamla Hurri ve Urartu uygarlıklarına bir giriş yapıyor. Her iki uygarlığın da var olduğu çağlarda en üstün at yetiştiricileri olduğunu vurgulaması, hayvancılıkla geçindiklerini vurgulaması da ayrıca bir kenara not edilmesi gereken hususlardan. Ayrıca kitabın en arka kısmında yer alan renkli görseller kısıtlı da olsa bu uygarlığa ve Doğu Anadolu'ya ilişkin olguları gözünüzde canlandırmanız konusunda yardımcı oluyorlar. Okurken kısa olmasına rağmen hiç eksiklik hissetmediğim bir kitaptı. Benzeri hisleri Sümerliler ile ilgili yaptığım tetkiklerde Prof. Dr. Osman Nedim Tuna'nın 50 sayfalık kitabında da hissetmiştim. Kısa olmasına rağmen, akademik ve kuvvetli deliller sunan bu tarz kitaplar hem kütüphanem, hem de maratonum için çok büyük önem taşıyor. O sebeple Urartular ile ilgili ilk okunması gereken kaynak olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.

Urartu Tarihi ve Sanatı Üzerine Akademik Bir Kitap: Urartu Tarihi ve Kültürü - Mirjo Salvini

Urartu uygarlığını araştırırken, Sümer, Hitit ve Troya uygarlıklarında edindiğim kadar fazla kaynak bulamadım. Bulduklarımın büyük bir bölümünü ise temin edemedim. Ancak okumuş olduğum kaynakların içeriklerindeki bütünleşik alt yapı ve her zamanki gibi bu uygarlığa ilişkin geniş bir ansiklopedi tadında olan üstün bir kaynak edindiğim için, Urartu uygarlığına ilişkin tetkiklerimi toplamda 4 eserle sınırlamış oldum. Size bu yazıda tanıtacağım son kitap, Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından yayınlanan ciltli  287 sayfa. Tabii bu 287 sayfa gözünüzü korkutmasın yaklaşık olarak 100 sayfası kaynakça ve kitaptaki notlara ilişkin bilgiler içeriyor. Esas itibariyle okunacak olan metin 190 sayfa civarında. Öncelikle ayrıntılı olarak yazarın bu kitabı kaleme alma sebeplerini okuyorsunuz. Daha sonra kronolojik sıraya riayet edilerek Urartu tarihini Urartu krallarının dönemleri baz alınarak anlatılıyor. Burada hem bulunan Urartu yazıtları, hem konuyla ilgili diğer araştırmalar, hem de Urartu uygarlığının çağdaşı olan uygarlıklar ve devletlerin günümüze kalmış buluntuları doğrultusunda karşılaştırmalı Urartu tarihi portresini inceleme şansınız oluyor. Kitapla ilgili eleştiri olarak değil ancak okuyacaklara bir bilgi vermek maksadıyla, akademik bir dille yazıldığını belirtmem lazım. Hem eski çağ tarihi, hem arkeoloji, hem de metodik tarih açısından çok bilimsel bir dil kullanarak yazılmış. Dolayısıyla bazı yerlerde bulunan yazıtlara arkeologlarca verilmiş harf numara kombinasyonlarına rastlıyorsunuz. Tahmin ettiğim kadarıyla bir ders kitabı bile olabilir. Ne yazık ki bunu doğrulatma imkanım olmadı. Bu kısımlar okumayı zorlaştırdığı kadar, belirli bir süre sonra dikkatinizi bile çekmeyecek hale geliyor.

Urartu tarihinden sonra, kültür, din, dil, sanat unsurları açısından ayrı ayrı bölümler okuyorsunuz. Yukarıda tanıttığım kitapta bahsettiğim dil vurgusuna dair hususlarda, Mirjo Salvini farklı bir bakış açısı daha eklemiş durumda. Hurro-Urartu dillerinin "Hint-Avrupa veya Afrika dillerinden olmadığı kesin olmakla birlikte" diye bir başlık var ki, benim bu maraton başladığından beri pek esefle izlediğim, "bizden değilse, hiçliktendir" tutumunun yine Urartular için geçerli kılındığını belirtmeliyim. Pek tabii bu kapsamlı eserde, Urartu takıları, mimarisi yoluyla sanatı, dini ögeleri, ölü gömme şekilleri vs. tespit üzerinden Urartularla ilgili her yerde bulamayacağınız tipe bilgilere rastlıyorsunuz. At yetiştiriciliği meselesinde Asur kaynaklarına kadar varan derin bir inceleme de mevcut. Bunların dışında yazarın o dönem Doğu Anadolu'sunu anlatırken günümüze ilişkin tespitlerle bunu birleştiriyor olması ne kadar doğru veya akademik olmuş bunun kararını da okurken kendiniz verebilirsiniz. Mirjo Salvini'de Transkafkasya teorisini, yani Hurri ve Urartuların Kafkas halklarından olan Çeçen-İnguş'larla bağlantılı olabileceği teorisini dillendiriyor. Bu noktada iki hususu ayrıntılı incelemek lazım. Kafkas halklarından, Çeçen, İnguş, Avar, Çerkez, Adige, Dağıstan halkları bundan yirmi yıl önce Türk soylu Kafkaslar olarak kabul ediliyor iken, günümüzde özellikle siyasi hareketlerin yarattığı yön değişimi ile Kafkasya yerli halkları olarak sayılıyorlar. Bu bölgede yer alan diğer Türk soylu halklarla kültür ve dil bağlantıları dikkate alındığında buradaki ayrıştırmanın politik amaçlar dışında başka hiçbir dayanağı olmadığını düşünenlerdenim. Bu sebeple Hattilerin Adige; Urartuların ise Çeçen-İnguş bağları -doğrudan Ural-Altay dili konuşan kavimlerle bağları göz ardı edildiğinde dahi- benim gözümde Türk kültür bağıdır. Kaldı ki Selahi Diker'in dil konusundaki araştırmaları, Hattice, Hurrice ve Urartuca dillerinin Kafkas dillerine oranla Ural-Altay dillerine karakteristik açılardan daha çok benzediğini ispat etmektedir.

Bütün bu tartışmalar ile birlikte Urartu uygarlığı ile ilgili araştırmamın ilk kısmı bitmiş durumda. Size bir sonraki yazıda hem düşüncelerimi, hem de adetim olduğu üzere bu uygarlığa ilişkin olarak zirve noktasında bulunduğuna inandığım bir kitabı tanıtarak Urartu uygarlığı konusundaki araştırmalarıma son vereceğim. Hali hazırda incelemelerimi bitirmiş olduğum için sizleri çok bekletmeyeceğimi de şimdiden belirteyim.

Doğu Anadolu'nun sarp dağlarında yollarımızı kaybetmemiz dileğiyle bir daha ki incelemeye kadar esen kalın.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...