2 Haziran 2014 Pazartesi

Anadolu Bozkırlarının Derinlerinden Gelen Korku Hikayeleri: DG - Murat Başekim

"...Anadolu'nun çorak kasıklarının ortasında, 
onu esas Deli Gücük diye bilirler..."


Tarihin, kültürün, uygarlıkların en eski beşiklerinden biridir Anadolu. Milattan önceki çağlardan bu yana bazen göç veren, ancak yoğunlukla göç alan bir bölgedir. Bir çok uygarlığın kültürlerinin izleri, bölgedeki Türk izleri ve onların gelişmiş sözlü edebiyatı ile harmanlandığında ortaya eşsiz sonuçlar çıkartmaktadır. Özellikle Orta Anadolu'da yüz yıllardır anlatılagelen cin, peri, umacı hikayeleri üst düzey bir korku edebiyatı oluşturmuş durumdadır. Küçükken bayramda, seyranda maaile memleketimize, oradan da köye giderdik. Benzeri anılar varsa bilirsiniz; köyde hele hele gece yarısı anlatılan hikayeler çok ürkütücü olur. Şehir hayatı içerisinde nefes almaya alışmış çocuklar için, köyler, kasabalar her olayın olduğundan fazlasıyla yaşandığı yerlerdir. İşte size tanıtacağım bu kitap bu korku hikayelerini olanca dehşeti ve vahşeti ile kucağınıza bırakıyor. Kitap İletişim Yayınları tarafından yayınlanmış, karton kapaklı ve 109 sayfa. Kitabın ismi olan DG aslında içeriğindeki yedi hikayenin de gizli öznesi olan bir Anadolu efsanesi Deli Gücük'ün isminin baş harflerinden oluşuyor. Cinlerden, perilerden; üç harfliler, "iyi saatte olsunlar" diyerek bahseden bir toplum için, bu kitapta sadece baş harflerin kullanılıyor olması bilinçli, zekice ve yeterince uyarı dolu bir başlık. Bu hikayelere ve kitaba dair anlatımlara geçmeden önce, Deli Gücük'ün yazar Murat Başekim'in de aralarında bulunduğu bir kadro tarafından öncelikle çizgi roman olarak çıkartıldığını ve yeterince korkutucu olduğunu bilmelisiniz. Kısmet olursa sizlere çizgi romanlarını da tanıtırım. Deli Gücük'ü size kısa bir cümleyle tanıtmam gerekirse; Osmanlı taşrasının umacısı demem yeterli olur. Halk arasında vahşeti, dehşeti ve esrarengiz adalet arayışıyla Anadolu bozkırlarında zalimleri, katilleri, kötüleri cezalandırmasıyla nam salmış, buna karşın kendisinden ölesiye korkulan, sevilmeyen, istenmeyen bir anti kahraman. Kitabın arka yüzünde tanıttığı üzere, tekinsiz, rahatsız edici ve tuhaf bir kahraman. Kahraman veya anti-kahraman dediğime bakmayın Deli Gücük'ün ne olduğu muamma. O, insan olup olmadığı bile belli olmayan doğa üstü bir "şey"!

Kitapta yedi hikaye var. Yedisi de birbirinden ürkütücü. Kitap okuyarak korkmam demeyin, gece yarısı yatmadan önce okumanın bazı kaçınılmaz etkileri olabileceğini aklınızda tutun. Murat Başekim, sahne canlandırmada çok başarılı. Vahşeti de, dehşeti de yansıtma konusunda kalemi inanılmaz kuvvetli. İlk hikaye de bir hadım etme sahnesi var ki, kadın okurların rahatsız olabileceğinin yanında, erkek okurların çok daha ciddi şekilde etkilenmesi muhtemel. Tasvirler ve hikayelerin senaryosunun kurulduğu ortam, okurken çok ciddi ürkütüyor insanı. Bu anlamda kitap, türüne yakışır şekilde çok başarılı. Kültürümüze ait korku hikayelerini şahsen hep daha ürkütücü ve korkutucu bulduğumdan olsa gerek, kitaptaki hikayelerden çok etkilendim. Deli Gücük bütün vahşetine rağmen, aynı zamanda bir cezalandırıcı. Dehşetinden ve kuvvetinden nasibini alan insanlar, aslında hep kötü karakterli olan insanlar. Buna rağmen Deli Gücük adı, köylerde, bozkırda sevinçle anılan bir isim olmaktan ziyade lanetlemek için; mağdurların ahının alınması için tüm kahır ve beddualarını yüklediği bir isim. Onun amacının da mağdurun intikamını almaktan ziyade, kendi a'rafta kalmış ruhunu, günahkar ve lain insanların kanlarıyla beslemek olduğu aşikar. İntikamlarını aldığı mağdurların umurunda olmadığı da açık. Osmanlı taşrasında, bozkırın ıssızlıklarında, kanunun unutulduğu veya sayılmadığı köylerde ve kuytularda adaleti tesis ediş yöntemi her ne kadar vahşet içerse de, okuyucuyu bir miktar rahatlatmakta. Hikayelerin özgünlüğü, okuyucunun Deli Gücük "ne zaman gelecek acaba" diye sormasını sağlayan, gerilimin dozunun çok iyi ayarlanması, kitabın en önemli artılarından. Murat Başekim'in okuduğum bir röportajında da, kitabın etkisini iyi hissettirmesi için Osmanlıca çalıştığını okumuştum. Gerçekten iyi çalışılmış, zira kullanılan dilin dönemi yansıtması açısından kullanılan kelimelerin önem arz ettiğine inananlardanım. Deli Gücük'de de bu husus çok rahat bir şekilde seçilebiliyor. Yazarın üslubu, sizi atmosfere daha rahat sokuyor. 

Söz konusu korku olunca Türk insanının en önemli övünç kaynaklarından biri, yabancı korku edebiyatından ve korku filmlerinden pek etkilenmiyor oluşlarıdır. Aslında bir övünç olmasa da bunun geçerli sebepleri var. Küçüklüğünden beri insanlar, ait oldukları sosyal çevrenin hikayeleri, anıları, hüzünleri, sevinçleri ve korkuları ile büyürler. O yüzdendir ki, başka bir kültüre ait olan korku ögeleri, etkileyici ve sarsıcı olmakla birlikte, kendi kültür ve yaşantımıza ait olan korku hikayeleri kadar içselleştirilemez, etki yapamaz. Kendi hikayelerimizden, kendi tarihimizden, kendi günahlarımızdan beslenen bir korku hikayesini ve onun yarattığı korkutucu karakteri, hele ki böyle başarılı ve etkili bir şekilde anlatan bir kitabın varlığına rağmen yadsımak büyük hata olur. Murat Başekim, DG ile hikaye anlatıcılığı konusunda bu işi üst seviyeye taşımış durumda olduğunu gösteriyor. Sayfa sayısının az olması bir dezavantajdan ziyade, büyük bir avantaj. Çünkü okurken tadı damağınızda öyle bir kalıyor ki, arka arkaya kaç kitabı çıkarsa çıksın okuyacakmış gibi hissediyorsunuz. Gotik edebiyat veya Amerikan şehir efsaneleri üzerine kurulmuş korku hikayeleri yerine, her seferinde gözü kapalı tercih edeceğim bir kitap olduğunun da altını çizmeliyim. Büyük bir heyecanla bir gün içerisinde bitirmek isteyeceğiniz gibi, korkmak için özel hissettiğiniz gecelere ayrı ayrı hikayeler ayırabilirsiniz. Korkuyu ve fantezi unsurları harmanlayan, bizden bir kitap okumak isterseniz, sakın bu kitabı atlamayın derim.  

Son olarak kitapta favorilerimden olan bir cümleyle veda ediyorum. Görüşmek dileğiyle.

"Bir şeyi yanlış anlamışsınız, Sururi Bey. 
Deli Gücük, yanında yedi karga olan bir adam değil, 
yanında bir adam olan yedi kargadır"



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...