30 Haziran 2014 Pazartesi

İnsan, Tanrı, Sosyalizm Üçgeninde; Karamazov Kardeşler - F.M. Dostoyevski

"İnsanoğlu çok derin bir varlıktır. Ben Tanrı olsaydım, 
bu kadar derin yaratmazdım"
F.M. Dostoyevski



Üniversite yıllarımın, dersleri sürekli alttan alarak bir türlü su yüzüne çıkmayı başaramadığım boğulma yıllarıydı sanıyorum. Sürekli vizeler, finaller, bütünlemeler gibi bir öğrencinin nihai kaderi olan felaketlerle mücadele halindeydim. İşte tam da böyle bir ortam ve gergin bir ruh hali içerisinde, bir arkadaşımın her hukuk öğrencisi, hele ki avukat olmayı düşünenler muhakkak Karamazov Kardeşler'i okumalıymış lafzı üzerine, zaten sınavlara çalışmaktan bunalmış beynimi, radikal bir kararla; "tamam be, onu da okuyalım" edasıyla bu dev hacimli kitapla dinlendirmeye karar verdim. Tabii o zamanlar bir Dostoyevski kitabı ile kafa dinlendirilemeyeceğini bilemeyecek kadar toydum. Okuduğum zaman zarfı içerisinde bu seçimimin ileride bana nasıl yansıyacağını bilememekle birlikte, o dönem içerisinde verdiğim en doğru kararın bu kitabı okumaya başlamak olduğunu şimdi idrak ediyorum. Herkesin bu kitap hakkında sunabileceği, beylik ifadeleri vardır. Bin yılın kitabı, olağanüstü, harikulade vb. gibi. Eminim ki bu övgülerin pek çoğunu da hak ediyordur. Ancak benim açımdan bu kitabı tanımlamak için kullanılabilecek yegane cümle, kitabın çok Dostoyevski olduğudur. Ne demek istediğimi daha ayrıntılı şekilde açıklayacağım elbet, ancak öncelikle kısa bir künye verelim kitabımızdan. İlk okuduğum baskısı İletişim Yayınlarının, Ergin Altay çevirisi ve Freud önsözüyle okumuş olduğum kitap olmasına rağmen, ikinci okuyuşumda Hasan Ali Yücel Serisinden Nihal Yalaza Taluy'un çevirisi ile okudum. Size tanıtacağım baskısı, İş Kültür yayınları tarafından basılmış, Hasan Ali Yücel Serisinden Nihal Yalaza Taluy çevirisi, karton kapaklı 1025 sayfa. Ergin Altay çevirisi de iyi olmakla birlikte, ilk defa okuyacaklara Nihal Yalaza Taluy hanımın çevirisini tavsiye ederim. Evet dediğim gibi bir sürü beyhude övgü sözcükleri dizebiliriz bu kitaba. Kitabın çok Dostoyevski olduğuna ilişkin çıkarımda bulunmamın sebebi, bu kitapta diğer bütün kitaplarından daha fazla kendinden izler taşıyor olmasıdır. Hayatının en önemli evrelerini, her bir Karamazov üzerinden aktardığına ilişkin pek çok eleştiri, yazı okunmuş olduğu için, kısaca sadece hangi karakterin Dostoyevski'nin hayatında neyi simgelediğini söyleyip geçmem yeterli olacaktır. İttifakla üzerinde durulduğu üzere, Dmitri Karamazov yazarın sürgünde geçirdiği dönemi yansıtan bir karakter iken, Ivan Karamazov yazarın Ecinnileri de yazdığı döneme denk gelen, Sosyalistlik döneminden geniş yansımalar içerir. Aleksey (Alyoşa) Karamazov ise, Dostoyevski'nin devlete, Ruslara, Ortodoksluğa tekrardan kucak açtığı dönemi simgelemektedir. Ayrıca, Alyoşa karakterinin ismini yazarın ölen oğlundan almış olması da, bu karakterin kitapta neden bütün üstün insani özelliklerle donatılmış olabileceğine dair ipuçları içermektedir. Her Dostoyevski romanında olduğu gibi yoğun psikolojik tahliller içeren, bir klasik olmakla birlikte döneminin ilk psikolojik romanlarından olması yönüyle de çok ayrıdır. Karamazov Kardeşleri okumaya başlamam ve okuduğum dönemde geçen süre de aklımda kalan en önemli iz, kitaba ne kadar süre ara verirsem vereyim, kaldığım yerden okumaya devam ettiğimde herhangi bir boşluk duygusu yaşamıyor oluşumdur. Her okumaya başladığımda, sanki yeniden başlıyormuş gibi hissettiren bir roman olması sebebiyle de üzerine söylenebilecek bütün övgü sözcüklerini hak etmektedir.

Bunun dışında İletişim Yayınları baskısında titizlikle tespit edildiği üzere, Oedipus Kompleksine dair pek çok unsur içeren, psikanalitik açıdan da değerlendirilmesi gereken eserlerdendir. Romanın devasa ölçeklerde olmasının yanı sıra, Rus yazınının, özellikle Dostoyevski romanlarının en zorlayıcı yanlarından birisi olan isim problemini aşmak için, kitabı okurken isimleri bir kenara not almanın çok faydalı olabileceğinin de altını çizeyim. Zira dört yüz küsür sayfa okuduktan sonra, Aleksey ile Alyoşa'yı farklı insanlar olarak algılayabilecek kadar çok karakterle tanışmış, birbirlerine ilginç şekilde bağlanan pek çok farklı hikayenin, kurgunun içerisinde harmanlanmış olduğunuzu fark edip, "acaba bu kimdi?" diyebileceğiniz pek çok paragraf başına rastlayabilirsiniz. Bununla birlikte, Dostoyevski'nin kendi önsözünden de dem vurarak kitabın baş kahramanı ve en önemli karakterinin Alyoşa olduğunu, bütün romanın onun için, onun etrafında şekillendiğini bilmeniz de icap eder. Baba katilliği üzerinden ilerleyen, içerisinde tutkulu bir aşk hikayesinin de cereyan etmekte olduğu, bir yandan ise manastırda Zosima dede gibi Ortodoks ermişinin hayatı ve inancı algılama şekli üzerine sohbetlerine geçiş yapabileceğiniz, oradan ise tüm hukuk tarihini derinden etkileyebilecek uzunca bir savunma sahnesine tanık olabileceğiniz çok kapsamlı bir romandır Karamazov Kardeşler. Pek çok karakter üzerinden sarsıcı, şaşırtıcı, üzücü ve hırpalayıcı diyaloglarla karşılaşabileceğiniz, her bir Karamazov kardeşin kişiliğinde kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz; daha da önemlisi Dostoyevski'nin hezeyanlarını, sevinçlerini, övünçlerini ve kafa karışıklığını ve hatta çalakalem yazmasındaki o kusursuz anlatım gücünü yakalayabileceğiniz en önemli eseridir aynı zamanda. Tatilde yetmişer sayfalık süreçler halinde okuyarak kendimi dizginlemeye çalıştığım, bazı zamanlar okumayı unutup araya bir-iki haftanın girdiği buna rağmen okumakta ve bitirmekte sıkılmadığım, sadece sayfa sayısının çokluğundan dolayı yorulduğum bir romandır. Belirli bir edebi olgunluk ve erişkinlik çağını atlattıktan sonra, ikinci okuyuşumda kesintiye uğratmadan bir haftada bitirmeyi başarmış, hatta ilk okuduğum zamandan çok daha fazla keyif almış olduğumu da gayet net hatırlamaktayım. Tahminim bir beş sene sonra tekrar okuyacağım. Kendi içerisinde bir takım sorunlar yaşayan küçük bir ailenin etrafında, koca bir dünyanın anlayışını, ahlakını, düşüncelerini ve insan denilen varlığı sorgulayacak pek çok olayın bazen delicesine bir hızla, bazen ise ürkütücü bir yavaşlıkta, içinize sindire sindire ve de bazen başınıza kakılarak okuttuğu, kendini benimseten bir kitaptır aynı zamanda. Baba Fyodor Karamazov'un olanca ahlaksızlığı, vurdumduymazlığı ve kendisini defalarca komik duruma düşürmesi karşılığında, kendisinin maktul olduğu bir cinayet sonrasında gerçekleşen olaylar, kardeşlerin babalarının cinayetine ilişkin ilk okuyuşta sindirilmesi zor gelebilecek görüşleri, bütün bu olayların arkasında, bir dördüncü Karamazov olup olamayacağının insanın ruhunu daraltan; ama okumaktan da alıkoyamayan bir hava içerisinde sunulması sebebiyle de birinci sınıf klasiklerden olarak değerlendirmişimdir hep.

Her zaman için olduğundan ve anlattığından fazlası olan Dostoyevski romanlarında, yazarın üslubunun en parlak noktalarına gelmiş olduğu romanıdır. Dostoyevski'nin kendisini Tolstoy ve Turgenyev ile karşılaştırırken dem vurduğu en önemli şeyin, varlıklı olamaması, hayatını idame ettirebilmek için yazıyor oluşu olduğunu dip not olarak düşerek bir karşılaştırma yapmak gerekirse; bir Tolstoy veya Turgenyev kitabının, kusursuz armoniye sahip, notaların ve enstrümanların görevlerinin kusursuz bir şekilde icra edildiği beste gibi olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın Dostoyevski'nin eserleri, armoni kurallarına uymayan, dağınık ancak daha ilahi ve yüreğe dokunan besteler olarak vücut bulur. Şahsi kanaatime göre de, dokuzuncu senfoni klasik müzik için ne ifade ediyorsa, Karamazov Kardeşler de, Rus yazını için onu ifade etmektedir. Ve pek çok kişinin aksine bana göre Dostoyevski'nin baş yapıtı Suç ve Ceza değil, Karamazov Kardeşlerdir. Çünkü bu roman ne tek başına Oedipus Kompleksini, ne Rus sosyalizminin varlığını, ne de Tanrının var olup olmadığı sorgusunu işlemez. Bunların hepsini ve daha fazlasını ilginç bir şekilde birbirine sıkı sıkıya bağlı bir hikaye örgüsünün içerisinde eritir.


En başta okuduğunuz özlü sözden yola çıkarsanız, Dostoyevski'nin neden sıradan insanların hayatını anlatmakta bu kadar usta olduğunu anlarsınız. Belki cümleyi ilk seslendirdiğinizde bunu bir aşırılık olarak görebilirsiniz. Ancak bir yazar için hele ki yazdıkları ile aslında olmamış dünyalar yaratabilmeyi başaranlar için, Tanrı olmaktan bahsetmek veya buna öykünmek bir rahatsızlıktan da öte, kişinin kendi ölümsüzlüğünü kalemine mahkum etmesinin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Aslında sıradan insanların hikayelerini anlatırken de yüzeysel değil derindir Dostoyevski. Hakkında yazılan onca güzel övgü sözcüğü, ilk bakışta ağır bir külçe gibi gözüken romanın değerinin anlaşılabilmesi için sarf edilmiş çabalardan ibarettir. Freud'un dünya edebiyatının en büyük üç eserinden birisi olduğunu düşündüğü, -ki büyük ihtimalle saydığı bütün eserlerin baba katilliğini konu ediyor olması bu sıralamayı yapmasına sebebiyet vermiş olabilir- Tolstoy'un ölmeden önce ailesini terk ederken okumak için yanına almış olduğu tek roman olması, daha da önemlisi yazarın ömrü yetmediğinden aslında bu hacmine rağmen tamamlanamamış, yarım kalmış bir roman olması; bu kadar uzun yazılmış olmasına sebep olarak, o dönem kitaplara yazılan kelime sayısınca yazarlara para ödeniyor olması ve iflah olmaz bir kumarbaz olan Dostoyevski'nin bir kumar borcunu kapatmak için bu kadar uzun yazdığının iddia edilmesi ve daha duyup işitebileceğiniz pek çok ilginç hikayeyi kitabın kapağının içinde ve dışında saklayan, dünya tarihinin en önemli edebi eserlerinden birisi sizlere tanıtmaya çalıştığım. Olur ya "bir gün okumaya başlarım elbet" diye kitaplığınızın bir köşesini süslemekten başka bir işe yaramıyorsa, ya hemen okuyun, ya da okuyacak birisine gönderin. Zira Karamazov Kardeşler; bir sayfasından bile faydalanmaksızın, kütüphane köşelerini süslemeye terk edilebilecek bir kitap olmadığı gibi, her beş senede bir okunduğunda insanın dimağında çok daha farklı tatlar bırakabilen bir eser. Kendinizi süslü eleştirilerden ve övgülerden soyutlayarak başına oturmalı ve Dostoyevski'nin kelimelerinin üzerinizden akıp gitmesine izin vermelisiniz. Böylece bir kitap severin yaşayabileceği sıkıntılı hazlardan biri olan, çok hacimli olduğu için gözünü korkutan bir eser için, "keşke biraz daha yazmış olsaydı" diyebileceğiniz bir duyguyu da yaşamış olursunuz.

Son olarak kitaptan bir alıntıyla , Haziran ayına ve Temmuz ayında yeni kitaplarla tekrar görüşmek üzere elveda;

"İşin garip, şaşmaya değer yanı, Tanrının gerçekten var olması değil, böyle bir fikrin, Tanrı ihtiyacı fikrinin insan gibi vahşi, zararlı yaratığın kafasında yer edebilmesi... Bu derece kutsal, duygulandırıcı, yüksek ve insana onur veren bir düşüncedir bu." 






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...