24 Temmuz 2014 Perşembe

Muammanın Ortasında: Kargaların Ziyafeti - George R.R. Martin (Buz ve Ateşin Şarkısı 4. Kitap)

"Kurdun öldürdüğünü, karga yer"
Türk Atasözü


Buz ve Ateşin Şarkısı serisinde, kalın kalın onca kitabı şevkle, hırsla ve hayranlıkla okumamızın ardından, yüz yüze kalacağımız gerçek Kargaların Ziyafetine tanık olmak oldu. Bu anlamda tamamlayıcı bir parça olmasına karşın, üç kitaptır(Türkçesi beş kitap) dolu dizgin devam eden macerada, aşina olduğumuz karakterlerin serinin beşinci, Türkçesinde de sekizinci kitaba kadar göremeyeceğimizi belirterek kitabı tanıtmaya başlayayım. Kargaların Ziyafetinde Daenerys, Tyrion, Jon gibi serinin en önemli karakterlerin bakış açılarına dair pasajlar yok. Daha çok Lannister, Greyjoy, Dorne haneleri karakterleri ile geçen bir kurguya sahip. Arya Stark ve Sansa Stark ise tanıdık yüzlerden. Kitap elbette yine Epsilon Yayınları tarafından basılmış durumda ve iki cilt halinde toplam 1008 sayfa. George Martin'in kitabın içeriği ile ilgili bu kitabın sonunda "neden diğer karakterlere yer vermediğine" dair bir açıklaması var. Martin'e göre bütün karakterleri dahil ettiği takdirde, fazla sayfa sayısından mütevellit kitabı bölmek zorunda kalacağı ve ortaya yarım bir hikaye çıkacağı mevzu bahis ediliyor. Dolayısıyla okuyucuya yarım bir hikaye okutmak yerine, tam bir hikaye sunarak, serinin diğer kitabının ilk kısmında diğer karakterlerin bakış açısından kaldığı yerden devam edeceğini söylüyor. Bu elbette bir yere kadar anlaşılabilir. Kendi yayıncısı ile bu konuda nasıl anlaşmış olduğu hususunun da düşünülmesi gerekir. Ancak Kılıçların Fırtınası'nı iki kitap halinde çıkartabildiğine göre, aynı şeyi Kargaların Ziyafeti için de yapabilirdi diye düşünmeden edemiyor insan. Yine de hali hazırda serinin devamını okuyup vakıf olabildiğimiz için bu açıklamanın şimdilik pek bir önemi kalmamış durumda. Kargaların Ziyafeti "tam bir hikaye" sunuyor olsa da, seri başından bu yana takip edilen bazı karakterlerin yokluğu okuma boyunca kendisini hissettiriyor. Bunun dışında Martin'in uzadıkça uzayan yemek ve giysi tarifleri; Cersei'nin Brezilya dizileri kıvamında ki, entrika ağının akabinde koca krallığı tarumar edişinin yanında, serinin en hareketsiz geçen kitaplarından biri olduğunu itiraf etmem gerekiyor. Seriyi okurken muhakkak bir kaç favori karakter edinmiş olduğunuz için, eğer bunların arasında Cersei, Jaime veya Greyjoy hanesinden herhangi birisi yoksa -ki pek çoğu ile bu kitapta tanışıyorsunuz- bir an önce kitabı bitirmek istediğinizi fark edebilirsiniz. Bunun dışında seriyi daha da genişleten bir yapıya sahip kitap. Çünkü bu zamana değin, hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız Dorne'lular, Kum yılanları, Demir Adaların korsan kralları ve Demir Taht'a talip olabilecek isimlerin artışı sebebiyle bu zamana kadar kafanıza kurguladığınız evrenin sınırları çok daha fazla genişliyor. Cersei'nin Kraln Şehrinde iktidarını kuvvetlendirmek için "acılı bir anne" olmanın da verdiği ruhsal buhranın etkisiyle hatalı kararlar almaya başlamasının akabinde, başka karakterlerin bakış açılarında, bu kitap boyunca bilgi sahibi olamayacağımız Sur ve Essos kıtasındaki olaylara ilişkin bilgi kırıntılarını toplar hale geliyorsunuz.

Üstelik Samwell'in yolculuğu ile hem Duvar'ın ötesine, hem de Daenerys'in ejderhalarına dair kimsenin bilmediği sırlara vakıf olacağınız izlenimini veren bir gerilimi de beraberinde getiriyor kitap. Üstat zinciri dövmeye giden Samwell'in yanı sıra, Sansa Stark ile Serçeparmak'ın Westeros'un kaderini değiştirebilecek ittifaklar içerisinde saman altından su yürütme çalışmaları ile Arya Stark'ın kendinden vazgeçerek demir bir sikke ile uğrunda yola çıktığı hedefe ulaşmak üzere olması, Martin'in kurgusunun tek seferde oturduğunuzda kafanızda toparlayamayacağınız bir genişliğe ulaşmasına sebebiyet veriyor. Bu kitabı okuyana kadar, Martin'in kurguyu bir şekilde toparlayacağına olan inancım hiç sarsılmamıştı. Ancak seride ortaya çıkan değişikliklerle birlikte yazarın seriyi toparlayamayacağına veya seriyi bir nihayete erdirse dahi bahsettiği karakterlerin hikayelerinin havada kalacağına ve bir kısmına ne olduğunu hiç öğrenemeyeceğimize dair bir algı oluştu bende. Serinin son kitabını okumuş olmanın getirdiği bilgiyle, Martin'in parça parça, yeni tanıştırdığı karakterleri ortadan kaldırdığını söyleyebilirim. Buna karşın önemli bir eleştiri olarak, örneğin üçüncü kitapta okuduğunuz bir karakterin hali hazırda havada kalmış bir şekilde bırakılmış olabileceği gerçeğiyle yüz yüze kalabiliyorsunuz. Yazarın serinin altıncı kitabı için 1500 sayfadan fazla yazmış olduğunu belirtmesi karşısında, yazım hızı da düşünülürse; serinin dizisi bittiğinde henüz yedinci kitabı çıkartamamış olması ihtimali de epey artıyor. Kaldı ki Martin'in verdiği röportajlarda dizinin, kendisini "yazmak konusunda baskı altına aldığını itiraf etmesi", kendisinin ölmesi halinde serinin akıbetinin ne olacağını soran okuyuculara, belki biraz da haklı bir tepkiyle "F.ck those people" yani canları cehenneme(!) demesi de, içten içe serinin yarım kalacağına dair bir his oluşturuyor içimde. Serinin bu kitabı ile birlikte, geçmişte ölmüş olan karakterlerin seriye tekrar dahil olma ihtimalini de işin içine katarsak, bu zamana kadar hayal dünyasının genişliği ile bizleri şaşırtan Martin'in çuvallama ihtimali de mevcut. Pek tabii tıpkı diğer büyük yazarlar gibi bizleri olduğumuzdan daha şaşkın ve hayret içerisinde bırakması da muhtemel. Kargaların Ziyafetinde Jaime, Cersei, Sansa, Arya, Arianne gibi karakterlerin bakış açısından, acaba Demir Taht'a kim sahip olacak sorusunu sormamıza sebebiyet veren olay örgüsünün yanı sıra, dizinin son sezonunda kitapta yer almayan sahnelerin ortaya çıkmasıyla; Duvar'ın ötesinde ne olacağı, Daenerys'in Meeren'deki iktidarını sağlama almak için neleri feda edebileceği, Dorne hanesinin Targaryenlere sadık olmak adına, Westeros'ta dengeleri değiştirip değiştiremeyeceği ve Victarion Greyjoy'un yeni hadiseler doğuracak yolculuğunun kurguya nasıl etki edeceği şu anki haliyle tam bir muamma.

Karakterlere geldiğimizde, yazının başından bu yana dile getirdiğim üzere, Tyrion, Daenerys, Jon gibi seriyi sürükleyen karakterlerin bakış açısına dair sadece ufak ipuçlarına sahip olabiliyoruz. Bununla birlikte, Starklar açısından umudun tükendiğinin düşünüldüğü bir anda, Sur'un ötesinde, Arryn vadisinde, Braavos'ta ve bir ihtimal Manderly'lerin himayesine gireceği düşünülen Rickon'un şahsında gittikçe spekülatif umutlanma emareleri var. Tabi Arya'nın artık bir ismi olduğunu ve Stark olduğunu unutmakla yüz yüze geldiğini düşünürsek onun hikayesinin nasıl sonlanacağı veya ana kurguya nerede bağlanabileceğini kestirmek zor. Sansa'ya gelince yanında Serçeparmak olduğu sürece, bir şekilde serinin sonuna kadar ayakta kalacağa benziyor. Elbette Martin'in feminist eğilimli bir yazar olduğunu düşünürsek belki de kendisini Kışyarı'nın hanımefendisi olarak görmemiz mümkün olabilir. Gerçi tahminde bulunurken biraz da serinin şu ana kadar yayınlanmış olan kısmını bitirmiş olmanın verdiği bilgileri de kullanıyorum, yine de elimden geldiğince okuma keyfinize ket vurmamaya çalışıyorum. Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin kurgusu ismi üzere iki ana hikaye üzerinden yürüdüğü için okuyucunun genel ilgisi Sur ve Essos etrafında toplanmış durumda. Serinin çıkacak olan kitapları ile ilgili geniş bilgiyi önümüzdeki ay, Ejderhaların Dansı kitabında bol bol yazacağım için, şimdilik Buz ve Ateşin Şarkısı isminin serinin kaderi olduğunu söylemekle yetinmeliyim. Kargaların Ziyafeti bahsettiğim bu husus nedeniyle seri boyunca hikayenin hem buz, hem de ateşten en uzak olduğu kitap. Daha çok olayın gidişatını veya kurguyu daha lezzetli, girift ve geniş alt yapıya sahip kılmak maksadıyla yazılmış gibi. Zira kitapta bakış açılarından olayları seyreylediğimiz karakterler, ana kurguya etki etmekle birlikte, Westeros'un ve Martin'in dünyasının kaderini değiştirebilecek veya o yönde kararlar verebilecek durumdaki karakterler değil. En azından seride bu zamana değin o güce sahipmiş gibi gözüken karakterlerin de, bu kitapla birlikte etkinliklerini yavaş yavaş kaybettiğini görebiliyorsunuz. Her ne kadar Dorne, Demir Adalar ve Boltonlara dair geniş bilgi edindiğimiz kitaplar olsa da, Martin'in bu zamana kadar ki anlatımından yola çıkarak, bu hanelerden ve topraklardan çıkmış karakterlerin kurgunun gidişatını değiştirebilecek karakterler olduğuna inanmıyorum. Sadece Victarion Greyjoy için bir parantez açmayı ve akıbetinin ne olduğu belli olmayan Aeron "Buharsaçlı" Greyjoy'un yeniden ortaya çıkıp çıkmayacağı hususlarına ilişkin geniş bir çekince bırakmayı da uygun görüyorum. Zira Daenerys'i kendisine eş alma maksadıyla yola çıkan Victarion'un elini kuvvetlendirebilecek bir kaç ayrıntıyı da bu kitapla öğreniyoruz.

Westeros'ta artık tam bir muamma var. Kitabın adı da bu doğrultuda çok manidar. Yedi Krallığı tarumar eden olaylar dizisinin ardından, Demir Taht'ta dahil bütün Westeros kargaların ziyafetine açık bir leş haline gelmiş durumda. Peki bir sonraki kitapla bu muamma biraz daha çözülecek mi? Yoksa olduğundan daha da karmaşık bir hale mi gelecek?

Onu da kısmet olursa, önümüzdeki ay tekrar buluştuğumuzda anlatacağım.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...