5 Eylül 2014 Cuma

Karanlık, Korku ve Öyküler: Kuyu ve Sarkaç - Edgar Allan Poe

"Gerçek, kurmacadan daha tuhaftır"



Korku ve gerilim hikayeleri okuyan insanların çok yakından tanıdığı bir isimdir Edgar Allan Poe. Benim kendisiyle ilk tanışmam, İthaki Yayınlarının Karanlıkta 33 Yazar adlı korku öyküleri antolojisi ile olmuştu. Kendisi sadece korku hikayeleri yazan muazzam bir yazar olmayıp, dedektiflik hikayelerinin babası ve ünlü bir şairdir aynı zamanda. Baudelaire'e göre "çağının en büyük yazarı" addedilirken, Henry James, Waldo Emerson gibi yazarların "ergenliğe girmemiş yetenekli bir çocuk" eleştirisi ile küçümsediği bir yazardır. Yaşadığı çağ ile karşılaştırıldığında yazdıkları o çağın insanına ürkütücü, korkutucu ve büyük ihtimalle çok aykırı gelen yazarın, günümüz edebiyatının şekillenmesi hususunda ciddi bir mihenk taşı olduğunun ise altının çizilmesi gerekir. Bununla birlikte yaşarken kıymeti bilinmeyip, ölümünden sonra ululanan yazarlar silsilesinde yer almaktadır. Korku edebiyatı ve polisiye roman geleneğinin öncüllerinden olması sebebiyle de, günümüzde pek çok kitapta yer alan korku, gerilim ve polisiye klişelerinin atası olan kelimeler Edgar Allan Poe'nun kaleminden çıkmıştır. Size bugün tanıtacağım kitap, Can Yayınları tarafından basılmış, Poe'nun seçme öykülerinden oluşan ve bu öykülerden biri olan Kuyu ve Sarkaç adıyla taçlandırılmış muazzam bir klasik. Gayet şık bir kapak tasarımına sahip karton kapaklı 256 sayfalık, aynı zamanda kaliteli bir külliyat. Başlangıç hikayeleri sizi yazarın tarzına alıştırmak için özellikle seçilmiş gibi. Bu anlamda editörün de hakkını teslim etmek gerek. Edgar Allan Poe'nun gotik edebiyat için ne kastettiğini anlamak için ilk iki öyküyü okumanız kafi gelebilir. Öykülerinin tamamında zekasının koridorlarında çok estetik bir yolculuğa çıkma şansınız olduğunun altı çizilmeli. Öykülerden bahsedecek olursak, Şehrazat'ın Bin İkinci Masalı adlı öyküde, masalın doğasına fantezi üstü yaklaşıyormuş gibi görünmesine karşın, aslında gerçekçi duvarlar çizen, Morgue Sokağı Cinayetlerinde -yazının ileri bölümlerinde tekrar değineceğim- Sherlock Holmes'un ağabeyi Auguste Dupin karakteri ile dedektifliğin sınırlarını zorlayan, Kuyu ve Sarkaç ile bir insan evladının, on sayfalık bir öyküyü okurken en fazla ne kadar gerilebileceğinin cevabını veren ve kendi üzerinizde sallanmakta olan bir sarkaç varmış gibi ter döktüren özenle seçilmiş öykülerle geceniz, gündüzünüz darmadağın olabilir. Kitaba adını da veren Kuyu ve Sarkaç muazzam ölçüde tedirgin edici ve insanı lüzumundan fazla geriyor. Poe'nun ortam tasvirleri ve öyküyü bizzat karakterden nakleden üslubu, size karakterin çaresizliğini en üst noktalarda yaşatmayı başardığı gibi, buram buram gotik edebiyat kokan öykü için seçilmiş arka plan, İspanyol Engizisyonunun işkence kapasitesi ve içine düşülecek kuyu ile ortadan ikiye bölecek sarkaç arasında okuyucuyu bir seçim yapmaya zorlayan tavrı öyküye resmen can veriyor. Adeta anlatıcının yerine okuyucu geçiyor.

Morgue Sokağı Cinayetleri ise saçma görülebilecek bir cinayeti çok zekice dokunuşlarla hayret verici bir hale getirmek konusunda yazarın ustalığını gösteriyor. Zaten çok meşhur olan bu öyküsünü okuduğunuz zaman, Poe'nun neden çağının çok ilerisinde kurgular yazdığına dair, olumlu ve olumsuz pek çok eleştiriye maruz kaldığını anlayabiliyorsunuz. Ayrıca, bu öyküde tanıştığımız, -Conan Doyle'un Sherlock Holmes'u yaratırken esinlendiğini saklamadığı- Auguste Dupin karakteri modern dünyanın, zeki dedektifler ve girift polisiye kurgu ile tanışması açısından çok önemli bir basamaktır. Elbette Holmes karakteri Dupin ile pek çok noktada ayrışmaktadır. Örneğin Dupin'deki olaylara metafiziksel olarak bakan açı, Holmes'da daha bilimsel bir çehreye bürünmektedir. Holmes etrafındaki nesnelere odaklanarak ve tetkik ederek kafasında bir davayı somut hale getirirken, Dupin düşünce okuyarak, tahminde bulunarak daha soyut araçlar kullanmayı tercih eder. Buna karşın, Dupin'in maceralarını okurken aklınıza kaçınılmaz bir şekilde Sherlock Holmes gelmektedir. Başka bir öyküye geçersek Kara Kedi adlı öyküde, insanlıktan caniliğe giden yolun kronolojik bir haritasını çıkararak; bugün iyi değerlere sahip olduğuna ve raydan hiç çıkmadan yaşam denen bu yolculuğu huzurlu bir şekilde nihayete erdireceğine inanan, güven dolu insanlığa "dur" demekte ve onların önüne değil, üstlerine duvar örmektedir. Zamanımızın en ilgi çeken dizilerinden biri olan "Following"in senaryosuna kadar sızan Edgar Allan Poe Kızıl Ölümün Maskesi ile selamlamaktadır, kendisini gücünün kapıları ardına kitleyenleri. Kitap boyunca bir tek Maelzel'in Satranç Oyuncusu için çekince koyuyorum. Kanaatimce final için daha güzel bir öykü seçilebilirdi. Zira epey uzun süren girizgahı ile öyküye tutunmakta zaman zaman zorlandığımı itiraf edebilirim. Son öykü dışında bütün öykülerden inanılmaz tat aldığımı bu ifadelerle az çok anlamış olmalısınız. Yekten bütün öykülerle ilgili söylenebilecek en önemli şey ise bütün öykülerin Poe'nun zekasının netliğini ve anlatıcılığının canlılığını yansıtıyor olmaları.

Kitaba seçilen öyküler, Edgar Allan Poe'nun en bilinen öyküleri olmalarının yanında, aynı zamanda okuyucuyu çeşitli ortamlar içerisinde inanılmaz maceralara sürükleyebilecek şekilde seçilmiş olduğunu belli ediyor. Öykülerinin tamamında aynı yolu izlemese de büyük çoğunluğunda, okuyucuyu gerdiği, terlettiği, düşündürdüğü ve getirdiği sonda okuyucuyu kendi hayal gücüyle baş başa bıraktığı, ilk izlenimde yarım kalmış gibi algılanabilecek; ancak tamamlanması öykünün bünyesine hakaret teşkil edebilecek harikalar vücuda getirmiş olması bile Poe'nun ne kadar büyük bir yazar olduğunu göstermektedir. Yazarlığı ve şairliğinin görkemine rağmen, ne yazık ki Poe'nun yaşamı kalemi kadar görkemli ve heyecan verici olamamıştır. Trajik ve kısa hayatına tam bir romanı sığdıracak kadar bile zamanı bulamayan Poe'nun günümüzde Amerikan edebiyatının en seçkin yazarlarından biri olarak görüldüğü günümüzle, epeyce eleştirildiği ve hatta Amerikalı pek çok meslektaşı tarafından aşağılandığı, buna karşın Avrupalı meslektaşları tarafından hayran olunan geçmişi arasındaki fark da tıpkı kaleminin görkemi ile yaşamının sefaleti arasındaki uçurumu andırmaktadır. Yazarın büyük farklılıklar içeren geçmişi ve geleceği, hayalleri ve gerçekleri belki de onu Edgar Allan Poe yapan yegane unsurdur. Korku, gerilim, dedektiflik öyküleri sevip de Edgar Allan Poe ile tanışmamış okuyucunun eksik kalacağına inanmaktayım. Can Yayınlarının yeni yayınlamış olduğu ve pek özenli bir şekilde hazırlanmış olan Poe'nun seçme öyküleri kesinlikle kendisiyle tanışmanız, eğer çok önceden beri tanışıyorsanız, kendisi ile ilgili okuma hafızanızı tazelemeniz için inanılmaz bir fırsat. O yüzden muhakkak temin etmenizi ve okumanızı tavsiye ediyorum.

Sizlere kitaplarla kalın demek yerine, Poe'nun muazzam şiirlerinden birinin son dizeleri ile tekrar buluşmak dileğiyle diyorum;

"Bir düşün içinde bir düş mü?
Gördüğümüz ve göründüğümüz" 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...