8 Kasım 2015 Pazar

İkbali Papağana Emanet Etmek: Tûtinâme - Behçet Necatigil'in Türkçesiyle

"Gördüler ki, oğlana edep terbiye tesir etmemiş de, 
oğlanın arsızlık yüzsüzlükleri o seksen uslu akıllıya 
tesir etmiş. Hepsi de alçak, rezil kimseler olmuşlar!"
Kitaptan


Teknolojinin insan hayatının her saniyesini ele geçirmek için son sürat ile çabalamadığı günlerde, bırakın akıllı telefon, internet veya bilgisayarı, televizyonun dahi sadece belirli saat aralıklarında çalıştığı dönemlerde, uyumadan önce hikayeler anlatırdı babam bizlere. O dönemin çocuk aklıyla pek idrak edemediğimi fark ettiğim, sözlü anlatı geleneğimizin ne kadar gelişmiş olduğunu şimdi yeni yeni idrak edebiliyorum. Farklı farklı kitaplar okudukça, yeni bilgileri özümsedikçe ve özellikle masal ve hikaye geleneklerine yaklaştıkça, insanların tarihin çok eski çağlarından bu yana bilinçleri ve bilinç altlarında tuttukları hikayeleri küçük farklılıklarla günümüze taşımayı başardığına şahit oluyorum. Çocuklara veya büyüklere anlatılan masalların öğreticiliğinin yanında, onları kültürel şoklardan kurtararak yetiştirmenin ilginç bir yolu olduğunu fark ediyorum. Biz burnundan kıl aldırmayan kitap okurlarının, televizyon, bilgisayar vs. teknolojiye bağımlılığı getiren davranışlara burun kıvırmamızın önemli sebeplerinden birisi de, geçmişimizde yatan hikaye anlatma ve dinleme geleneğinden kaynaklanıyor olabilir. Zira, bırakın elektriğin olmadığı yakın dönemi, eski çağların müzikal eğlencelerinin yanında, pek çok toplulukta önemli yerler edinmiş olan, ozanlar, anlatıcılar zamanla bu toplumsal görevlerini, ailelerin resmi masal ve hikaye anlatıcısı dedelere bırakmış ve günümüzde bu gelenekle yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutmuş olabilir. Size tanıtacağım kitap işte bu masalların arasında kendisine önemli bir yer bulmuş olan ilk örneği Sanskritçe olup, bu dilden farsçaya geçmiş, doğu edebiyatının masal başlığı altında yer alan bir eser. Kitap Can Yayınları'nın klasikler serisi kapsamında yayınlanmış ve karton kapaklı 332 sayfalık bir hayal dünyası. Pek çoğunuz ya bir masal dinlemiş ya da okumuşsunuzdur. Tûtinâme içerisinde yer alan masallar, bu yönüyle pek çok noktadan belleğinizde "ben bu olanları bir yerden hatırlıyorum" hissi uyandırabilir. Behçet Necatigil'in muazzam bir şair olmasının yanı sıra, olağanın üzerinde özenli çevirileri de pek meşhurdur. İşte bu kitapla diğer pek çok şeyin yanı sıra, keyifli bir okumanın kapılarından içeri girmiş olacaksınız. Necatigil'in akıcı çevirisi, kitabın girişindeki yazısı ve masallar akıp giderken sırf masalın büyülü atmosferini bozmamak adına, dipnotlar ile çevirilerini sunmasıyla etkileyici bir okuma deneyimi sunuyor okuyucuya. Can Yayınlarının okuyucusunu daha da çok tatmin eden, yeni baskı kalitesini de bu keyfe dahil etmek gerek. Kitabın arka kapağında yazmakla birlikte, bende kısaca Tûtinâme ismini biraz açayım. Tûti, bizim dilimizde papağan veya dudukuşu olarak geçen bir kelime. Yani çok kapsamlı bir şekilde başlığın üstünde durmadan, Papağanname diyebiliriz. 

Başlıktan bahsetmişken, bu anonim masalların bir diğer özelliği de Bilge Tûti adlı asıl kahramanımızın masallarından müteşekkil olması. Kitabın içerisinde yer alan masalların tamamı Bilge Tûti'ye ait değil; ancak büyük çoğunluğunu bilge papağanımızdan dinliyoruz. Esop ve La Fontaine Masalları ile küçüklüğümüzden aşina olsak da, Tûtinâme bir fabl değil. İçinde yer alan otuz farklı masal ve bu masalların içerisinde yer alan altmış küsür hikaye ile birlikte ilginç bir derya. Hatta bütün bu masalların ve hikayelerin sadece ana kurguyu yönetmek adına bir rol üstlendiği düşünülürse, kim tarafından ve ne zaman dile getirildiği belli olmayan bu eser, başlı başına bir şaheser haline dönüşmekte. Ana hikaye demişken de, kısaca anlatmak isterim. Tacir Said ile oğlu Said'in hikayesi ile başlıyor ana hikayenin yolculuğu, Tacir olan Said, oğlu olan Said'i everdikten sonra, oğlunun eşinin koynundan çıkmayışından rahatsız olarak, onu ticarette yetiştiriyor. Oğul ve yeni tacir olan Said, ticaret hayatına yanlış bir hamle ile başlayıp, sermayesini, kendisini satın almasına ikna eden Bilge Tûti'ye harcıyor. Elbette, Bilge Tûti'nin öğütleri ile çok daha hızlı bir yükselişe geçmesi bir oluyor. Ana hikayenin başlangıcı hızlı olduğundan, Tacir Said'i evinden ayıracak olan ticari yolculuğuna pek çabuk erişiyoruz. Lâkin, Said'in güvenini kazanan Bilge Tûti, kendisini birden yeni efendisi Mah-ı Şeker ile baş başa buluyor. Deli gibi aşık olduğu kocasının gitmesi üzerine, Mah-ı Şeker etrafta dolanan bir kocakarının dolduruşu üzerine yüzünü hiç görmediği başka bir erkeğe aşık olunca, Bilge Tûti'nin hem komik, hem eğlenceli, hem de düşündüren mücadelesi burada başlıyor. Bilge Tûti, efendisi Said'e sadakatinin gereği olarak, her gece sevgilisine kaçmak için hazırlanan Mah-ı Şeker'i bir masal anlatarak oyalamaya başlıyor. Bunu yaparken arada mühim özlü sözler, ibretlik tespitler, insanı baştan aşağı saran hikayelerle okuyucuyu kâh Hindistan'da, kâh Türkistan'da, kâh Habeşistan'da gezdiriyor. Hikayelerin geçtiği coğrafyaların değişkenliği ve buna göre karakterlerin sergilediği tavırlar ilgi çekici. Aslında bir masal anlatısından daha fazlası, evrensel bir mesaj niteliğine haiz olduğunu göstermek istercesine çok geniş bir coğrafyada geçen maceralara katılıyorsunuz. 

Masallar bazı geceler kısa olmakla birlikte, bazı geceler bir masal matruşkasına dönüşüveriyor. Masalın içindeki masalda yer alan bir karakter, birden başka bir hikaye anlatmaya başlıyor. Bu anlattıklarımı düşündüğünüzde masallar ve hikayeler birbiri içine geçebilir diye düşünebilirsiniz. Aksine kurguyu bozmamak adına, bazen yarım sayfalık basit hikayeleri bile, Tûti'nin masalının içerisinde yakalayabiliyorsunuz. Doğu edebiyatının örneklerinden olmakla birlikte, İslamiyet sonrası dönemin yoğun izlerini taşıyor masallar. Hatta şu an mevcut olmayan ilk yazımı hangi döneme denk geliyor bilmemekle birlikte, Tûti tarafından anlatılan hikayelerin ekseriyetinde İslami ahlâk anlayışı, dünyanın sunduğu nimetleri ve hazları reddediş ekseninde dönüp durmakta. Hatta eserin ana hikayesi etrafında da bu ahlâk anlayışı ve hayat görüşü etrafında şekillenmekte. Buna rağmen, bütün bu hikayelerin içerisinde öyle enteresan noktalarla karşılaşabiliyorsunuz ki, bazen ahlâk ve iyiliğin dahi, dünyayı değiştirmek için insana ihtiyacı olan gücü veremeyeceği kanaatine kapılabiliyorsunuz. Doğu felsefelerine özgü bir bilgelik ışığı etrafında, günümüzde fantastik kurgu dahi diyebileceğimiz kurgularda yaşanan hikayeler, padişahlara, sultanlara danışmanlık yapan papağanlar, vezirlerini onulmaz testlere tabi tutan hükümdarlar gibi bir yetişkin masalında arayıp da bulamayacağınız pek çok şey bu eserde mevcut. Benim şansım, bu kitabı okuduktan hemen sonra, tamamen farkında olmadan, Jung'un Dört Arketip adlı eserini okumam oldu. Öyle ki, ruhun fenomenolojisi üzerine yazılarla başladığım yolculukta, masal ve mitlerde, insan psikolojisinin derinlerinde olan ve geçmişten gelen bir damgayla günümüze kadar, sembolizm ögelerini geliştirerek geldiğini öğrendiğimde, Tûtinâme'de okuduğum pek çok masalın, psikolojik alt yapısı ve içi birdenbire bambaşka bir ışıkla dolmuş oldu. Özellikle akşam uyumadan önce, okuma alışkanlığınıza göre, günde bir kaç masal okuyup yatmak için insanı inanılmaz şekilde cezbediyor. İçinizdeki çocuk yaşasın veya ölmüş olsun fark etmez. Masal okumak ve dinlemek için hiçbir zaman yeterince büyük olmayacağız. Her gecenizi bir masal ile süslemek isterseniz, bu nadir bulunur güzel eseri sizler için biçilmiş kaftan olacaktır.

Kitaplarla kalın. 


 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...