8 Kasım 2015 Pazar

Kaydırağın Evrimi: Hep Lunapark - Bahadır Cüneyt Yalçın

"Mağlup varsa, galip değiliz"
Aleksi Pavloviç


Kitap okurken benim gibi bir okurun elde etmek istediği en önemli duygulardan birisi samimiyet ve hikayenin okurun hayal dünyasını sımsıkı saran bir sıcaklık ihtiva etmesidir. Hatta bazen hikayenin kendisinden ziyade, anlatış şekli bile okurun kitaba yaklaşımını değiştirebilir. Çok bildik veya tanıdık hissettiren bir hikayeyi alıp, tahmin edilmesi epey zor bir karmaşanın içinde, insana yepyeni bir tat ile sunmak benim kanaatimce ciddi bir yazarlık başarısıdır. Size böyle bir yazarlık başarısının yanı sıra, uzun süredir birbirine benzemek konusunda at başı yarışan kitapların arasından sıyrılan bir kitabı tanıtacağım. Kitap April Yayıncılık tarafından yayınlanmış, karton kapaklı 261 sayfa. Bahadır Cüneyt Yalçın, daha önce de başka bir kitabını tanıttığım ve edebiyatta yeni bir tarz oluşturduğuna inandığım, bu inancımı ve yazdıkları ile şu hayatta günde iki kez doğruyu gösteren bozuk saatlere nazaran bir nebze ileriye atıldığıma beni inandıran bir yazar oldu. En azından edebiyata yeni soluk getirmek konusundaki tespitimin ne kadar geçerli olduğunu bana bir kez daha ispat etmiş oldu. Aslında bu yazı bundan dört veya beş ay önce yazılması gereken bir yazı olabilirdi. Zira kitabı okumamın üzerinden epey bir zaman geçmiş durumda. Basmakalıp cümlelerle başlarsak; ekstrem, dikkat çekici benzersiz hikayeler yaratmak için büyük çaba harcayan, bu uğurda son dönemde fantastik kurgudan, distopyaya kadar edebiyatın her toprağını karış karış dağıtan ve bir mayın tarlasına çeviren günümüz ünlü olmak isteyen yazarlarının yanında, çok içten, sıcak ve sıradan gözükmesine karşın, karşılaşılması mümkün olmayan bir hikayeyi muazzam bir üslupla aktarıyor yazar. Elbette bir lunaparkın kaderlerini çizdiği ve o bağlamda yaşayan karakterlerin sıradan olduğunu iddia etmek büyük bir gaf olur. Buna karşın, bizlerin özellikle Türk sineması ailesi olarak pek sık izlediğimiz figürlerin yanı sıra, kötülüklerini bile bir noktaya kadar eriten karakterleri ve hikayelerini barındıran ve tıpkı yazarın bir önceki kitabında olduğu gibi, hikayenin yön değişimlerini takip ederken, birdenbire şaşırtıcı ve insanda farklı bir mutluluk hissi uyandıran bir sona adımlaması sebebiyle kesinlikle başı çeken bir kitap. Yine, okuyucuyu kurguya aşık edebilecek yan karakterler ve karakterler arasında geçen her diyalogda ezberlenecek yeni nesil özdeyişlerle çepeçevre sarılıyorsunuz. Hikayenin derinlerine girerek hevesinizi kursağınızda bırakmak istemiyorum. Bununla birlikte yazarın üslubunu anlatırken bazı noktalarda hikayeye girişler yapıyor olabilirim. O yüzden uyarmadı demeyin.

Öncelikle yazının başlığı, bu satırların yazarına göre tamamen yazarın üslubu ve tekniği ile ilgili. Hayatlarımız sosyal ağların, televizyon programları ve dizilerin, hızlı, anlık, tüketilebilen ve daha iyisi ile yenisinin sürekli olarak arzulandığı bir çağın ortasında yer alıyor. Kitap okurlarının; eskiye, klasiklere, hayatların ve hikayelerin ağdalı, tumturaklı, alınan nefesin ise detayını dahi işleyen eski üsluba olan sevdası baki kalmakla birlikte günümüzde bu üslup ve tekniğe göre yazılan eserler pek yavan kalmakta ve insanın okuma dimağında nahoş lezzetler bırakmakta. Oysa Bahadır Cüneyt Yalçın'ın üslubunda, bir tat var. Çağı yakalayan, insanı saran, en sevdiği dizinin sonraki bölümlerini sabırsızlıkla bekleyen bir izleyicinin yaşadığı duygunun tıpkısını yaşatan bir anlatımı var. Kitabın bölümlendirilmesi, hikayelerin karmaşası-kurgusu ve her yazılanın okuyucuyu kitabın sonuna hazırlaması itibariyle kaliteli bir prodüksiyon havası taşıyor. Sadece bir yeşilçam filmi değil, orijinal bir dizi dahi olabilecek nitelikte. Kitaplara olan ilginin, ulaşma ve edinme serbestisiyle doğru orantılı olarak arttığı günümüzde, okur dahi olamadan, herkes yazar olmaya çalışıp eski yazarların üsluplarını ve tekniklerini taklit ede dursun, Bahadır Cüneyt Yalçın, ilk kitabından sonra da, özgün üslup ve tekniği ile alabildiğince sessizce ben buradayım diye haykırıyor. Bu bağlamda yazının başlığında "kaydırak" olarak tanımladığım şey, Türk edebiyatının geçmişi. Günümüzde, yeni Ahmet Hamdi Tanpınar'lar, Kemal Tahir'ler, Orhan Kemal'ler beklediğine inanılan Türk edebiyatının, yeni bir "eski yazar taklidine" değil, bir tarza ve tekniğe ihtiyacı olduğunu gösteren bir üslup var karşımızda. Yalçın, İnsanı heyecanlandıran, kitabın sahip olduğu durgunluğu bir karakterin mektuplarından ince ince süzerek okuyucuya sunan, okurun kendisini karakterlerin yerine koyması noktasında hep olağan bir şüphe duygusu bırakan ve bütün bunları yaparken alelade bir hikaye anlatıyormuş gibi kendini gizleyen bir yazar.

Dolayısıyla, Türk edebiyatının geçmişi benim acizane tanımlamam ile kaydırak ise, Hep Lunapark tam da içerisinde anlatıldığı gibi orta halli naif bir Lunapark ve edebiyatımıza üslup anlamında evrim geçirtebilecek bir kitap. Entelektüel olduğunu her fırsatta vurgulayan eleştirmenler gibi edebiyatımızda fırtınalar koparacak bir Türk "Suç ve Ceza"sı, "Çanlar Kimin İçin Çalıyor"u ya da "Dava"sı beklemekte bir tutarlılık görmüyorum. Aksine, millet olarak bizlerin genlerine hitap eden hikayelere ihtiyacımız olduğuna ve bunu sürükleyici bir şekilde anlatarak, zaten pek az okuma geleneğine sahip bir toplumun bireylerini kendisine bağlayacak eserlere ihtiyacımız olduğunu, edebiyatımızın ilerleyişinin milli pratik zekamızın hızlı çözümlerine bağlı olduğunu düşünüyorum. Zira Bahadır Bey güzel anlatımıyla; günlük sohbetlerde kendi kendimizi yücelttiğimiz, buna rağmen günlük yaşantımızda kırıntılarına dahi rastlayamadığımız erdemleri, hassasiyetleri, okuyucusunun sadece beynine değil, yüreğine kazımayı başarabilecek, bu arada kâh neşe, kâh gam ile yoğrulacak, atların kazanmaya, roketlerin yükselmeye inandığı bir dünyada insana kendi kendine neye inandığını sorgulatacak bir roman vaat ediyor. Bu vaadin ışıldayan tarafı ise bunu büyük bir debdebe içerisinde yapmıyor oluşu. Okuyucuyla hiç alakası olmamasına rağmen, okuyucusuna kendisini özel hissettiren bir hikaye. Sırf bu paylaşımın bir tarafı olmakla dahi o özelliği bünyenize yansıtıyor. İrfan Yunus ve ailesinin küçültülmüş yaşantısından, tahmin edilemez bir kurgunun bir önceki romanının karakterlerine göz kırptığı ve okuyucusunun anılarını canlandırdığı muazzam bir kurgu ve özgün bir roman için şiddetle okumanızı tavsiye ederim.

Umalım ki, Bahadır Cüneyt Yalçın ve onun kaleminin etrafında daireler çizen Bay Pavloviç bundan sonra da hep bizlerle olsun.

Kitaplarla kalın.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...