21 Mart 2016 Pazartesi

Çin Sokaklarında Bir Semâvi: Yeşim Taht - Naomi Novik (Temeraire-II)

"Bir gün uzun bir rüzgara bineceğim ve bulutların kalın kenarlarını kıracağım
Ve kanatlarımı dümdüz uzatacağım köprü kurmak için geniş, geniş denize"
Lung Li Po - Zor Yol (Kitaptan)


Kitap tanıtmanın zor bir iş olduğunu kabul etmeliyim. Birebir Türkçe karşılığı olmayan ve pek hoşuma gitmese de günümüzün revaçta kelimelerinden olan "spoiler" lara yer vermeden bir kitabı tanıtmak açıkçası mümkün değil. O yüzden hazır bu konuda muzdarip olma ihtimalimin yüksek olduğu bir kitabın tanıtımı öncesine de denk gelmişken, kitap tanıtırken içeriğine ilişkin zaman zaman bilgi verebildiğimi söylemeliyim. Bana sorarsanız, gizemli ve süslü kelimelerle kitabın etrafından dolaşmak yerine, kitabın hoşluğunu, okuyacak olanların keyfini baltalamayacak, kitap içinden detaylarla süslemek bence daha doğru ve verimli bir kitap tanıtım yolu. Özellikle Temeraire serisini hakkıyla tanıttığıma inanabilmem için, karakterlerle ilgili bazı gelişmeleri sizlerle paylaşmam şart. Kitap yine Pegasus Yayınları tarafından yayınlanmış, karton kapaklı 448 sayfa. Temeraire'i son bıraktığımızda, ata yurduna yolculuk yapmak durumundaydı. Ayrıntılı sebeplerini okuduğunuzda göreceksiniz elbet. Temeraire'in bir Çin ejderhası olduğunu öğrenmemizin ardından, aslında hikayenin bu kitapta olmasa bile, serinin bir bölümünde muhakkak Çin'e taşınacağını görebiliyorsunuz. Hikayenin başlangıcı ile birlikte, kitaptaki duygusal gerilim sizi hemen içine çekiyor. Bu tip kurgu eserleri okurken sizlerde de olup olmadığını bildiğim bir huyu vardır. Kitapta olaylar istemediğim veya üzüleceğim bir kurguya doğru dönüyorsa, hızlı hızlı olayların düzeleceği sayfalara yetişmeye çalışırım. Aslında romanların kurgusunda yaşanan olumsuzluklar, üzücü ve beklenmedik olaylar, kurgu ve her türlü duyguyu okuyucuya yaşatmak anlamında bir romanın olmazsa olmazlarıdır. Yeşim Taht, bir Semâvi Ejderha olduğunu öğrendiğimiz Temeraire'e el koymak isteyen Çin İmparatorluğu Prensi Yongxing ile Laurence arasında geçen gergin görüşmeyle başlıyor ki, ilk kitabın sonunda yer alan bir bölüm burası. Semâvi Ejderhalar sadece Çin'de bulunan ve yetişen bir tür. Üstelik Çin İmparatorluğu sınırları içerisinde de çok büyük saygı gören bir tür. Novik'in kurgu dünyasında, ejderhalar arasında da bir sınıf sistemi mevcut. Bu sınıf sistemi, hem ejderhaların kendi arasında, hem de insanlar ile ejderhalar arasında olan bir sınıf. Ejderhalar arasında, daha büyük ve savaşta daha çok yararlılık gösteren ağır siklet ejderhalar, diğerlerine oranla daha çok yemek yiyerek saygı görürken, örneğin postacılık yapan ejderhalar bu kadar saygın ve önemli bir konumda olmayabiliyor. Bunun dışında, Avrupada ejderhalar, birer hayvan olarak görülüyor. İnsanların emellerine hizmet etmekle yükümlü, gelişmiş zekaya sahip hayvanlar veya kıymetli bir mal gibi algılanıyorlar. Sırf bu sebeple insanların oldukları bölgelerden uzak yerlerde yaşıyorlar. Oysa bu ikinci kitapla anlıyoruz ki, Çin'de durum çok farklı.

Çin'de ejderhalar insanlarla birlikte sokakta gezebiliyor, alışveriş yapabiliyor ve toplumun birer bireyi gibi etkileşimde bulunabiliyorlar ve hatta sokaklar onların gezebilmesi için geniş geniş yapılmış iken, Avrupada ve ejderhalar, kuşlaklarda, şartların çok daha az konforlu olduğu ve kıymetli bir savaş aleti muamelesi gördükleri ejderha ahırlarında yaşıyorlar. Toplumla etkileşimleri ise neredeyse sıfır. Yeşim Taht'ta Temeraire ile Laurence arasındaki bağın sağlamlığını ve bu doğrultuda Çin'e gidilmek üzere yapılan bir deniz seyahatini de okuyorsunuz. Naomi Novik, kurgu dünyasının olağanüstülüğünün yanı sıra, denizcilik terimleri ve 1800'lü yılların gemileri ile onların yapılarına iyi çalışmış. Okurken bütün kelimeler gözünüzde bir görüntü haline geliyor. O kadar ki, deniz seyahati bölümü, benim gibi uzun deniz yolculuğunda deniz tutan bir adamı bile sanki gerçekten okyanusdaymışım gibi hissettirdi. Mide bulantısı ve baş dönmesi de dahil. Bu taraftan baktığınızda da anlatımın gerçekçiliği ve okuyucuyu içine çekmesine on üzerinden on verebilirim. Kitabı okudukça ejderhalar, türleri ve alışkanlıkları konusunda çok daha fazla şey öğreniyorsunuz. Özellikle bundan önceki fantastik kurgu romanlarında pek rastlamadığım şekilde, ejderhaların duyguları ve bunları ifade ediş şekline ilişkin olarak yazar tarafından oluşturulmuş anlatım çok etkileyici. Bu arada en az ilk kitaptaki kadar aksiyonla dolu olması da cabası. Hem seyahatleri sırasında, hem de Çin'de aksiyon ve gerilim düzeyini dinç tutan olaylarla karşılaşıyorsunuz. Ancak Temeraire'in Çin seyahatinin en önemli tarafı, seri ve bu serinin ejderhaları hakkında, özellikle de Temeraire'in türü hakkında pek çok önemli detayı öğreniyor olmanız. Elbette Yeşim Taht'ın kapağında gördüğünüz beyaz ejderhanın kim olduğunu da bu kitapla öğreniyorsunuz. Tien-Lung, tıpkı Temeraire gibi bir Semâvi ejderha. Tek bir farkla, kendisi bir albino ve bundan dolayı halet-i ruhiyesi de diğer Semâvi ejderhalardan farklı. Bağlı olduğu kişi ise Temeraire Çin'de alıkoymak isteyen İmparatorluk prensi Yongxing. İkinci kitapta entrika da bol bol var. Laurence ile Temeraire'in yollarını ayırmak için türlü türlü entrikalara başvuruluyor. Hatta işin içerisine İmparatorluğun kaidelerine aykırı olabilecek usuller bile giriyor ki, Laurence ile Temeraire'in birlikte alaşağı etmek zorunda oldukları bir komplonun içinde kalıyorsunuz. İlk kitapta Temeraire'in Laurence tarafından savaş ganimeti olarak alınıp, koşumlanması öncesinde, Çin ile Fransa arasında yapılmış bir anlaşmanın var olduğunu ve Temeraire'in içinde bulunduğu ejderha yumurtasının da bu anlaşmanın bir parçası olduğunu öğreniyorsunuz. Napolyon Bonaparte'in ejderhası olması gereken Temeraire'in şimdi bir İngiliz subayının elinde telef olacağına dair endişeleri, ikilinin ve elbette Temeraire'in mürettebatının, özellikle de Granby'ın yürekliliği ile aşıyorsunuz.

Temeraire serisindeki karakterler, insan olsun, ejderha olsun çok muazzam şekillendirilmiş. Üzerinde bulunduklar iyi ya da kötü eğilimi fark etmeksizin, hepsi kendilerine biçilen kaderi yaşamakta ve bunun için onurlu sebepler bulmakta mahirler. Bu da Naomi Novik'in kaleminin güzelliklerinden birisi. Hikayeyi o kadar canlı yaşıyorsunuz ki, kitaptan başınızı kaldırıp, sokağa çıktığınızda bir ejderhayla selamlaşmak an meselesiymiş gibi geliyor. Elbette bu ikinci kitapta, Temeraire'in ejderhalara gösterilen saygıdan etkilenerek, kendi yaşantısıyla, Çin'deki muhtemel yaşantısını karşılaştırdığı, bu anlamda Laurence ile girdiği diyaloglardaki beklenti, hayal kırıklığı ve ümit karışımını algılamak çok keyifli. Bunun yanı sıra, Novik'in alternatif tarihi evreninde, bazı tarihi gerçeklikler de değişmiş durumda. Örneğin Çin İmparatorluğunun Han Sülalesinin bir ejderha tarafından kurulduğu yönünde alternatir bir tarih oluşturulmuş. Yazar bu şekilde, ejderhasız gerçek dünyayı ve onun tarihini, ejderhalarla birlikte tamamen farklı bir gerçekçiliğe taşıyor. Yayınevinin politikasından anladığım kadarıyla ise her ne kadar yurt dışında bir çok satan olmasına karşın, kitap Türkiye'de bu başarıyı yakalayabilmiş değil. Zira böyle bir başarı olsaydı Pegasus Yayınlarının böyle bir fırsatı kaçıracağını sanmam. Kitapların çevrilmesi ve yayınlanması arasına bu kadar uzun mesafelerin girmesinin de bugüne kadar sosyal medyadan sorduğum sorulara cevap alamadığım için kendimce en mantıklı izahı bu. Oysa şu anda serinin orijinalinde dokuzuncu kitap basılmak üzereyken, Türkçesinde sadece dördüncü kitaba erişebilmiş olmak, yayınevinin seriyi tamamlayıp, tamamlamayacağı yönünde ister istemez bir şüphe uyandırıyor. Yoksa orijinalleri 2006 yılında üçleme olarak çıkan bir serinin kitaplarını iki senede bir basmak gibi bir politikayı anlayabilmek mümkün değil. Yine de bu matematiğe göre, beşinci kitabın Mart 2016'da yayınlanmış olması gerekiyordu. İki senede bir yayınlama matematiğinin sürekli devam edeceğini düşünürsek, serinin mevcut sekizinci kitabına ancak 2022'de kavuşuyor olacağız. Yayınevinin tercihlerine edilebilecek bir kelimem yok; ama böylesine güzel ve etkileyici bir serinin, okuyucunun dimağında yarım bırakılıyor olması çok üzücü. Pegasus Yayınlarından ilki yayınlanıp devamı gelmeyen bir başka kitap için de aynı hüznü yaşadığım için (üstelik o Türkçeydi), takip ettiğim iki seri dışında hiçbir kitaplarını almamak konusunda yeminliyim. En azından kendi bireysel eylemimde ısrarcıyım. Belki bir gün bu minimalist eylemimle yayınevini başladıkları serileri hızlıca tamamlamaya ikna edebilirim(Pek sanmıyorum). O yüzden bu seriyi olabildiğince çok kişiye tavsiye ediyorum. Ne malum belki bir çok satan olup yayınevinin dikkatini çeker, bir anda kalan dört kitabı kucağımızda buluveririz.

Kitaplarla kalın.  




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...