6 Mart 2016 Pazar

Macar Sucuklarının Peşinde: Bin Yıllık Hemşehri - Halil Babilli

"Theo asırlar boyunca, onlarca insanın derdine derman bulmuş, 
ölümlü gözlerin görmediği şeylere şahit, ölümlü kulakların 
duymadığı şeylere kulak misafiri olmuştu."
Kitaptan



Bazı kitapları sınıflandırmak veya içerdiği unsurları yazı sonunda gördüğünüz etiketlerle sınırlandırmak bende eksiklik hissi uyandırıyor. Özellikle okuduğunuz kitap size muazzam bir okuma keyfi yaşatıyor ve bu noktada sizi tatmin ediyorsa bu sınıflandırmayı yapmak daha da zor geliyor. Yine de size tanıtacağım kitabın türü konusunda bir şeyler söylemek gerekirse, Kara Kütüphanemin etiket başlıkları altında hem tarihi, hem de fantastik kurgu unsurları içerdiğini belirtmem gerekiyor. Ankara kışları benim gibi melankolik okuyucular için bulunmaz fırsatlar yaratabiliyor. Bugün sizlere April Yayınları tarafından yayınlanmış, karton kapaklı 174 sayfalık benzeri az olan bir kurguya sahip bir kitap tanıtacağım. Dediğim gibi Ankara'nın aman vermez puslu ve soğuk ayazının ortasında, acaba daha iyi ne yapabilirim diye düşünürken, tanıtım yazısını okuduğumda ilgimi çekmiş olan Halil Babilli'nin kitabının sayfalarını çevirmeye başladım. Fetih öncesi İstanbul'unda yaşayan Theo'nun ölümsüz bir gelinciğin bedenine hapsolması ve ağırlığı İstanbul'da geçen maceralarını konu ediyor kitap. Babilli'nin daha önceki yazılarını hiç okumamış olmama rağmen, üslubunun akıcılığı ve hikaye anlatıcılığının kaliteli olduğunu kabullenmek gerek. Ölümsüz bir gelinciğin ne gibi maceraları olabilir diye düşünüyorsanız, yazarın hayal gücünün sınırları hakkında bilgi sahibi olmak için sizi kitabı okumaya davet ediyorum. Theo okumaya ve öğrenmeye çok meraklı. Ölümsüzlüğün verdiği zaman sınırsızlığı ile okudukça daha donanımlı, bilgili ve bu bilgileri kullanmakta başarılı bir hale geliyor. Şehrin her halini yaşamasından mütevellit, şehrin tabir-i caizse her deliğini, her çukurunu, gizlisini saklısını avucunun içi gibi biliyor. Bu da haliyle onu sırlı, gizemli işlerin çözümüyle uğraşan, ölümsüz bir gelinciğin bedenine hapsolmasını saymazsak kerameti ilmine tabi bir dedektif haline getiriyor. Tabii diğer bir yandan bakarsanız en büyük kerameti sucuğa olan inanılmaz tutkusu. Hikayeler fetih öncesi Konstantinopolis'inden yirminci yüzyıl İstanbul'una doğru gidiyor. Gönül isterdi ki, bin yıllık hemşehri olmanın göstergesi olarak 2400'lü yıllara değin uzansın bu hikayeler ve yazarın gelecek öngörüleri içerisinde bu bin yılı doldurmuş olalım. Lâkin Theo ile beş yüz yıllık bir sohbetten ileriye, en azından bu kitapta geçemiyoruz.

Kurgusunda fantastik ögeler, golemler, hayaletler, karakoncoloslar, mitolojik hikayelerin bolca bulunduğu kitapta en çok dikkatimi çeken husus yazarın üslubundaki normalleştirme eğilimi. Kitabı okurken yazarın anlatımı o kadar sade ve kapsayıcı bir hale geliyor ki, okuduklarınız sanki normal hayatın bir parçasıymış gibi geliyor. Sanki her gün gazete, kitap, sucuk, hem de özel macar sucuğu karşılığında hayatımızdaki gizemleri çözen, heybeli bir gelincikle karşılaşıyormuşuz gibi hissettiriyor Halil Babilli. Her türlü olağanüstülüğe rağmen, hikayelerin geçtiği fantastik dünya, hali hazırda içinde yaşadığımız dünyanın ta kendisiymiş gibi. Gerçekçilik ile fantezinin bir kurguda bu kadar iç içe olması bence yazarın üslubunun en önemli artılarından. Hikayeler başlangıçları itibariyle sanki farklı karakterlerin maceralarıymış ve birbiriyle bağlantısızmış gibi gözükse de, aslında ana karakter doğrultusunda birbirlerine çok derinden bağlantılı durumda. Yazar kitabın belirli bölümlerinde, bazı kitaplara veya onların anlattığı hikayelere göz kırpıyor. Bu anlamda Babilli'nin hem edebi, hem de tarihi müktesebatının sağlam olduğunu, yazım kuvvetiyle birlikte idrak edebiliyorsunuz. Kitap, bütün bu akıcı üsluba, muazzam maceralara ve sınırsız hayal gücüne rağmen, tek seferde "mükemmel, muazzam, başyapıt" gibi kelimeleri kullanmanıza engel olan bir dürtü yaratıyor. Uzun zaman bu tanımlamayı yapmaktan beni alıkoyanın ne olduğunu düşündüğümü ve fakat tam olarak bulamadığımı itiraf etmeliyim. Çünkü bu öyle bir duygu ki, adlandıramadığınız ama hissedebildiğiniz o tuhaf anlar olur ya, işte tam da onlardan birisi. Derinlemesine düşününce kendi adıma bu hususu doğrudan hikayenin içinde yer alamama olarak adlandırdım. Büyük eserlerde, türü ne olursa olsun kendinizi, hikayenin, hikayenin geçtiği coğrafyanın, şehrin, mahallenin, ortamın içerisinde buluyorsunuz. Sanki romanın doğal bir parçası gibi romanı yaşayabiliyorsunuz. Bin Yıllık Hemşehri'de ise daha çok dışarıdan bir filmi izliyormuş gibisiniz. O tadı veriyor insana. Bunun yanı sıra 15-19. yüzyıl tarihi, özellikle Osmanlı İstanbul'u hakkında bilgi sahibi iseniz, olayların küçük referanslarla arka planda akıp gittiğini fark ediyorsunuz. Vaka-i Hayriye'den büyük İstanbul yangınlarına, salgınlara kadar her şey, hikayenin tali unsurları olarak arka planda görevini yerine getirip, bir köşeye çekiliyor.

Romanın ana karakterinin oluşumuna ilişkin fikrin özgünlüğü ve karakterin hareket serbestisi sağladığı alanların son demlerine kadar kullanılması sebebiyle de, isabetli ve eşine zor rastlanır bir baş karaktere sahip olması bile romanın başarısı açısından büyük bir adım. Hikayenin açılışı, okuyucuyu içine çekişi, birdenbire ne olduğunu anlamadan, insafsız bir kediyle karşı karşıya kalan bir gelincik ile daha en başlarda hikayeyi seyre dalıyorsunuz. Theo'nun kendisini geliştirmesiyle birlikte, siz de bir şeyler kazanıyorsunuz. Özellikle, bir kurgunun içerisinde okuyucuya hem manen, hem de bilgi olarak bir şeyler katabilen bu tip kitapların sayısı giderek azalmakta. Yazılan ve yayınlanan kitapların çoğuna baktığınızda, toplumumuzun tüketim hastalığının kitap okumaya da sirayet etmeye başladığını görebiliyoruz. Buna karşın, tekrar okunma cazibesi yaratacak bir atmosferi olduğu kesin. Dediğim gibi, kitabın bir başyapıt olmasını engelleyen tek şey, Theo ile birlikte hikayede yaşamayı engel kılan durum. Yine de Theo'yu ve yaptıklarını izliyor olmak bilgi ve birikimini paylaşmak çok keyif verici bir deneyim. April Yayıncılıktan son dönemde gerçekten çok kaliteli kitaplar çıkmaya başladığını da belirtmeliyim. Halil Babilli'ye gelince bir sonraki kitabını merakla bekliyorum ve hatta Theo'nun devam maceraları veya arada atladığımız hikayeleri olursa da hiç bozulmam aksine mutlu olabilirim. Ya da Theo'yu teknolojik bir gelecekte izlemeye devam ederek, tarihi ve fantastik kurgu unsurları barındıran romana bir de bilim kurgu titri eklense hiç fena olmaz gibi. Kitap tercihleri insandan insana değişmekle birlikte, pek çok okuyucu paydasına erişimi olan bir roman Bin Yıllık Hemşehri. Güzel ve dolu vakit geçirmek için ise biçilmiş kaftan.

Kitaplarla kalın.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...