1 Mart 2016 Salı

Tarihin Edebi Hali: Asya ve Avrupa'da Hunlar - Marcel Brion

"Tarih; mâziyi geleceğe taşır, olaylar tekerrür zincirine bağlar, durur"




Hun tarihi okumanın Türk okuyucu açısından en zor yönlerinden birisi de, Asya Hunları ile ilgili bilgilerin yoğun olarak Çin kaynaklarında dayanıyor olmasıdır. Bu sebeple, okunuşları, yazılışları ve telaffuzları ayrı birer zorluk olan ve her araştırmacı açısından farklı bir okuma ve telaffuz şekli ile yorumlanan Çince kavramların arasında, kimin kim olduğunu hatırlamak ve özellikle yer adlarını kişi adları ile karıştırmanın eşiğinde bir şeyler anlamaya çalışmak normal bir tarihi metni okunması daha karmaşık ve zor bir hale getirebiliyor. Her ne kadar akademisyenlerimizden bazıları bu okuma sorununu gidermek için, bazı isimleri günümüz Türkçesine uyarlasa da (Mete, Teoman, Kiok, vb.) ilerleyen safhalarda ve özellikle Hunların bölünerek Çin hakimiyetine girmesinden itibaren, bu adların doğru okunuşlarının bu olmadığı yönünde başka akademik eserlerle karşılaştırma şansınız olduğunda, iyice içinden çıkılmaz bir durumda buluyorsunuz kendinizi. Gelelim kitabımıza. Marcel Brion'ın kitabının elimde iki farklı baskısı mevcut. Orkun Yayınlarından basılmış eski hali ve Çatı Kitapları tarafından yayınlanmış yeni baskıları mevcut. Ben size Çatı Kitaplarının karton kapaklı 214 sayfalık sürümünü tanıtıyor olacağım. Zira diğer sürümünü sahaflarda dahi bulabilmek mümkün değil. Bir Fransız tarihçisi ve romancısı olan Marcel Brion yukarıda belirttiğim çekinceler doğrultusunda okuyucuyu rahatlatacak ortak bir yol bulmayı tercih etmiş ve Hun tarihini bir roman edasında okuyucuya sunmuş durumda. Çeviren akademisyenimizin küçük dipnotları dışında kitapta neredeyse hiç dipnot yok ve akademik tartışmalara hiç yer verilmemiş durumda. Brion'ın kendine göre doğru kabul ettiği tarihi akış, bir roman üslubuyla okuyucuya aktarılıyor; ancak bu da eserin temel sorunlarından birisi. Tabii burada özellikle altını çizmek istediğim nokta, bütün roman gibi tanımlamalarına rağmen, kitabın aslında bir roman olmadığı. Burada kitabın akıcılığı ve Hunlar hakkında malumat verirken, onları Asya ve Avrupa Hunları ayrı olmak üzere sınıflandıran çoğu kitaptan farklı olarak, tek kitapta bütün bir Hun uygarlığı hakkında orta ağırlıkta bilgi sahibi olmanızı sağlıyor olması önemli. Açıkçası bu kitabı bir başvuru kitabı olarak değil de, boş zamanlarını değerlendirmek isteyen ve tarih okumaktan hoşlanan okuyucunun tarihi malumatını yoklamak için ideal bir eser olarak sınıflandırmak lazım. Bu konuda akademik bütünlük arz eden çalışmaların dışında, bazı bilgilerin hangi kaynaklara dayandığı konusunda bir açıklama olmadığı için ve kitap basım ve yazım itibariyle bir roman niteliğinde gözüktüğü için, okuduklarınızı sorgulamadan kabul etmeye zorladığını da zihninizin bir köşesine kazımanızda fayda var.

Kitap Asya Hunları ile açılıyor. Bu bahiste, referans kaynakların da kendi kültürleri için taşıdığı önem doğrultusunda, daha dramatik hikayeler barındırdığı için aşikar olan belli başlı dönemlerin hikayesi konu edilmekle birlikte; ağırlıklı olarak Mete (Mo'dun) ve Hunların parçalanış  dönemlerini, özellikle Hohanyeh ve Çiçi arasındaki mücadeleye ilişkin detayları öğrenip bu hususlarda geniş bilgi edinebiliyorsunuz. Buna karşın, Asya Hunları için kitapta ayrılmış olan bölüm, Avrupa Hunları için ayrılan bölümden daha kısa. Eh bu durumun en önemli sebebinin de, Brion'ı asıl ilgilendirenin Avrupa'da olup bitenler olduğu yönündeki çıkarımlar olduğu söylenebilir. Bununla birlikte kitap sadece Asya ve Avrupa Hunlarından bahsetmiyor. Atilla sonrası Avrupa Hunlarının başlarından geçenleri okurken, yazarın Avarları da, Hun-Avar olarak sınıflandırdığı ve Avrupa Hunlarının ardılı olarak gördüğünü belirtmeliyim. Aslında bu görüş pek çok açıdan isabetli olabilir. Zira Gumilev'in sık sık sorduğu, "Atilla sonrasında Hunlar birdenbire nasıl ortadan kaybolmuş olabilir?" sorusuna verilebilecek, araştırılması mühim bir konu bu. Bayan Kağan'ın akınları ve bazı sözleri üzerinden Hunlar ile Avarlar arasında doğrudan bağlantı kurmakta bir beis görmeyen yazarın, Asya'da ise Hunları birdenbire tarih sahnesinden çekilmiş gibi yansıtması elbette enteresan. Hun-Avar bağlantısının yoğunlukla Macar Türkologlar tarafından da kurulan bir bağlantı olduğunu ise bir dipnot olarak buraya eklemek isterim. Kitapta, Eftalit (Ak-Hunlara) ilişkin yüzeysel bilgiler de mevcut. Genel Hun tarihi konusunda bir başvuru kitabı olmasa bile, keyifli bir okuma ile bütün Hun tarihini özümsemek veya ana hatlarını kavramak için yeterli olabileceğini düşünebiliriz. Elbette etnogenez açısından haklarındaki tartışmalar halen devam eden Avar, Sabir gibi kavimlerin, okuyucuya doğrudan Hun olarak lanse edilmesi ve bunun kitabın "akademik metin" olma iddiasında bulunmamasına rağmen kesin yargılarla sunulması kitaba karşı okuyucuyu bir adım geride tutuyor. Çeviren akademisyenimizin kitap için kaleme aldığı önsözü okuduğunuzda içten içe, Brion'ın orijinal metinde de Hun-Avar yazıp yazmadığı konusunda şüpheleniyorsanız, kitabın ilk baskısında da bu tanımın geçtiği ve her iki kitapta da Brion'ın "Avarların eski bir Hun kabilesi olması sebebiyle, Hun olarak anılması gerektiği" yönündeki görüşlerini okuduğunuzda bunu bertaraf ediyorsunuz.
 
Eski kitap ile yeni basımı arasındaki bir farklılık ise Orkun Yayınevi tarafından yayınlanan baskı da, Prof. Dr. Nejat Diyarbekirli'nin Hun Kültür ve Sanatı konusundaki eki. Her iki kitap birebir aynı içerikte olmasına karşın, sadece isimlerinin farklı olduğunu belirtmeliyim. Hatta çeviren akademisyenimiz Reşat Uzmen bile aynı. Sonuç olarak Hun tarihi hakkında bilgi edinmek ve bir yandan da, Çince telaffuzların arasında boğulmadan, akıcı bir dilde bunu yapmak istiyorsunuz, bu kitap ideal bir seçim olacaktır. 


Kitaplarla kalın.





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...