15 Ocak 2015 Perşembe

Bir Çocuk Masalından, Efsaneye: Hobbit - J.R.R. Tolkien

"Soğuk sisli dağların ardındaki ıraklara
Derin zindanlarda eski mağaralara
Düşmeli yolumuz gün doğmadan oralara
Efsunlu, soluk altını aramaya"


Ebeveynlerin, çocuklarına uykuya rahatça dalabilmeleri için anlatmak ve daha doğrusu uydurmak zorunda kalacağı bir masalı olmuştur muhakkak. Lakin kimse başlangıçta bir masal olarak insanın kafasında canlanan bir hikayenin, modern edebiyatta bir çığır açarak, yeni bir türün bayraktarı olabileceğini aklından geçirmemiştir. Şükür ki, Tolkien pek çok diğer ebeveyn gibi düşünmeyerek, bir çocuk masalı olarak zihninde yarattığı bu dünyayı paylaşmış insanlarla. Fantastik kurgu edebiyatıyla Tolkien kitaplarıyla tanışmış biri olarak, sitede sadece Yüzüklerin Efendisi'ni onu da hacmini tam anlamıyla anlatmamış olarak tanıttığımı fark ettim. Oysa Tolkien'in neredeyse bütün kitaplarını okumuş biri olarak bu garabeti ortadan kaldırmak için, en azından Tolkien külliyatını layığı ile oluşturmak için önümüzdeki dönemde daha çok Tolkien kitabı ile karşınıza çıkmam kaçınılmaz. Ancak her hikayenin bir başlangıcı olduğu gibi, Orta Dünya'nın başlangıcı da, özellikle Aralık ayının sonunda bütün fantastik kurgu hayranlarını sinemaya çekmeyi başarmış Hobbit'tir. Ne yalan söyleyeyim, neredeyse iki senedir sinemaya gitmiyordum. Ailemiz büyüdüğünden bu yana, asıl film evde olduğu için pek de ihtiyaç duymadık diyerek geçiştirebilirim bu konuyu. Uzun süren sinemada film izleme hasretimi Hobbit ile gidermiş olmanın mutluluğuyla, herkese dilim döndüğünce Hobbit ile ilgili düşüncelerimi aktarmalıyım dedim. Hatta bu da yetmedi, Hobbit'i üçüncü kez yeniden okuyup bitirdim. Fantastik Kurgu külliyatları hakkında çok ciddi hassasiyetim olduğu için ve Tolkien'in bende çok ayrı bir yeri olduğundan, İthaki Yayınlarının "Açıklamalı Notlarıyla Hobbit" kitabını yayınlamasıyla temin etmem bir oldu. Hobbit ile ilgili her iki kitapta İthaki Yayınları tarafından yayınlandı. Açıklamalı Notlarıyla Hobbit sert kapaklı ve arada renkli kuşe kağıda resimler içeren toplam 416 sayfalık bir versiyon. Normal Hobbit kitabı ise karton kapaklı 426 sayfa. Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi serisi dışında Türkçe'de yayınlanmış diğer kitaplarının tamamının da ayrıca İthaki Yayınları tarafından yayınlandığı belirteyim. Fantastik Kurguya ucundan kıyısından bulaşan herkesin muhakkak ismini bildiği Tolkien'in bu ilk romanının bu kadar ilgi çekici olmasının pek çok sebebi var. Öncelikle Hobbit Orta Dünya evreninin ilk kitabı ve bu dünyanın ilkel ve masalsı taslağını oluşturuyor. Tolkien'in daha sonradan yazdığı eserlerle, bir masaldan tabiri caizse sanal bir Orta Dünya gerçekliği yarattığı düşünülürse, diğer kitaplarının yanında anlatım, kurgu, karakterler gibi pek çok açıdan farklılık var.


Örneğin; Hobbit'te, okuyucu coğrafyaya ve Orta Dünya'ya diğer eserlerde olduğu kadar hakim olamayabilir. Takipçisi olacak Yüzüklerin Efendisi bölümler halinde, bir yolculuk, iyi ile kötünün mukadder olan savaşı konularını işlerken olağanüstü bir derinliğe sahipken, Hobbit daha ziyade basit bir masal gibi kalmaktadır. Ancak kitabı daha çekici kılan hem bu yapısı, hem de Orta Dünya ve Yüzüklerin Efendisi hakkında diğer kitaplarda geçen olayların aydınlatıcısı olması açısından aşırı detay içermeyen kolay okunabilir bir kitap olmasıdır. Özel örnekler vermek gerekirse, önce Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olan bir okuyucu, Hobbit'te ismi hiç geçmese dahi kitapta, Elf Kralı'ndan kastedilenin Thranduil olduğunu, Gloin'in Gimli'nin babası olduğunu bilir. Hobbit'e, Bilbo Baggins'in geçmişi olarak bakmak yerine, Yüzüklerin Efendisi'ne Bilbo'nun geleceği olarak bakmak çok daha keyifli bir okuma vaat eder. Bu anlamda bir Tolkien Başyapıtı olan Yüzüklerin Efendisi'nde  ana süje olan "Yüzük"ün geçmişine dair önemli bilgiler içerir. Tolkien okumaya Hobbit ile başlayanlar ise daha sonra Yüzüklerin Efendisi'ni okuduklarında, Yüzüklerin Efendisi'nin Hobbit yazılırken Tolkien'in kafasında çoktan filizlenmiş olduğunu rahatça tahmin edebilir. Kitabın Bilbo dışındaki diğer başat unsuru olan Cüceler ise ayrı bir süzgeçten geçirilerek incelenmelidir. Zira Tolkien'in cüceleri, fantastik kurgu aleminin cücelerine nazaran bazı farklılıklar taşırlar. Kendi mektuplarında da sıkça vurguladığı üzere, Tolkien, Orta Dünyanın cücelerini tasarlarken Yahudi toplumundan ciddi şekilde feyizlenmiştir. Onun cüceleri, para ve altın uğruna daha derin madenler kazan ve her derine indiklerinde bu açgözlülükleri ve hırsları yüzünden kendi felaketlerine sebep olan, usta demirci, madenci, taş işçileri ve aynı zamanda savaşçılardan oluşmaktadır. Tolkien'in ısrarla hem Hobbit'te hem de Yüzüklerin Efendisi'nde cücelerin ya altın düşkünü ejderhaların dikkatini çekerek, ya da Moria madenlerini Orta Dünyanın çekirdeğine kadar kazıp, unutulmuş olan Balrog'u uyandırarak kendi felaketlerine sebebiyet vermesini işlemesinin alegorik olarak Yahudi toplumuyla eşleştirilmesi de kaçınılmazdır. Zira Cüceler bir şekilde hep yurtsuz kalmakta, sıla özlemi çeken bir topluluk olarak kendi kendilerini damgalamaktadır. Bunun dışında Tolkien'in cüceleri, fantastik kurgu aleminin diğer cüceleri ile kıyaslandığında daha karizmatik, savaş baltası dışında cücelerle en çok eşleştirilen savaş aleti olan savaş çekicini bilmeyen cücelerdir. Tolkien'in Cüce ırkını tasarlarken, Kuzey mitolojilerinden de faydalandığı belirgin bir şekilde kendini göstermektedir. Filoloji profesörü olan Tolkien'in bir cüce dili oluşturması ve bu dili oluştururken Sami dillerine ilişkin ögelerden faydalandığını belirtmesi de, Tolkien'in kitaplarındaki Cüce-Yahudi eşleşmesini tamamlamaktadır.


Hobbit Orta Dünya kitaplarının en detaylı anlatımlarından birine sahip olmasa da, epik ve masalsı anlatımı ve her şeyin başlangıcı olması itibariyle eşsiz bir kitaptır. Bu kitabın akabinde Tolkien'i muazzam bir hayal dünyası yaratmaya itmesi, ona oluşturacağı bu dünya için epey sağlam temeller vermiş olması itibariyle de baş tacı olduğunu da not etmek gerekir. Kendi yaşamı, eğitimi ve bilgisinden büyük izler taşıyan, hobbitlerle bizi tanıştıran, Shire'dan karakterlerle birlikte bizleri yola çıkarıp, Ayrıkvadi'ye, Dumanlı Dağlara, Kuyutormana ve nihayetinde Erebor'a götüren ve mevcut fantastik kurgu aleminde ilk defa cücelere karşı sempati duymamı sağlayan bir kitap olması sebebiyle de kütüphanemin değerli kitaplarındandır. Bununla birlikte, kitabın dışında Açıklamalı Notlarıyla Hobbit ile ilgili olarak da söylenmesi gereken pek çok şey var. Kitabı elinize alıp, bir roman gibi baştan sona rahatça okuyabileceğinizi düşünüyorsanız, açıkçası orijinal kitabı alıp okumanızın daha faydalı olacağını düşünüyorum. Zira bu kitap daha çok bir uzmanlaşma kitabı ve Orta Dünyayı en derin noktalarına kadar incelemek isteyen okuyucunun amacına hizmet ediyor. Açıklamalı Notlarıyla Hobbit bu anlamda daha çok Orta Dünya'yı silip süpürmüş, ancak bilgi kırıntıları için çırpınıp duran Tolkien hayranları için büyük bir fırsat. Zira Tolkien'in mektupları, yazışmaları ve diğer kitaplardan alınan referanslarla daha benzersiz bir deneyim sunmasının yanı sıra diğer ülkelerde çıkan baskılar, bir taraftan roman devam ederken; romanda belirli karakterlere dipnot çıkılarak sunulan detaylı bilgiler ve aralarında Tolkien'in kendi çizimlerinin de yer aldığı görseller kapsamlı bir bakış açısı oluşturmak konusunda olağanüstü bir deneyim sunuyor. Önce de belirttiğim gibi düz okumadan çok, üzerinde çalışarak okumak için ideal bir baskı olmuş. Sadece Hobbit'in değil, Tolkien'in ve bu kitabın yazılması sürecinin belirli ayrıntılarına da vakıf olunabilecek bir yanı da var kitabın.

Daha da önemlisi, kütüphanenizde uzun yıllar saklayabilmeniz ve sonraki nesillere aktarabilmeniz için güzel bir şekilde ciltlenmiş, gelecek nesillere aktarılabilecek bir eser vasfı taşıması da en büyük artısı olmuş. Hobbit'i sinemaya uyarlanmış halini izlemeden önce kafasında pek çok defa canlandırmış birisi olarak, filmlerini sevdiğimi de söyleyebilirim. Elbette bir kitaptan üç film çıkarmak için araya serpiştirilmiş olan kurgu dışı P.Jackson eklemeleri ve sebebini net olarak anlayamamış olduğum Jackson'ın Thranduil nefreti dışında elbette. Özellikle Jackson'ın Yüzüklerin Efendisi'nde Tom Bombadil'i yok saymasından dolayı kendisine karşı duyduğum nahoş hisler, abartılmış Thranduil profiline karşı yarattığı hislerle birleşince her ne kadar görsel anlamda pek çok açıdan tatmin olsam da, beni gerisin geri kitaplara ittiğini ve aslında bunun okuyucuya yapılmış çok daha büyük bir iyilik olduğunu fark ettim. Öyle ki, Hobbit'in son filminden çıktıktan sonra, Yüzüklerin Efendisi'ni tekrar okumaya başladım. Bu gidişle de geri kalan tüm külliyatı da yeniden okumaya karar verdim. Aslında son dönemde gittikçe sık sorulan soruya İthaki Yayınlarının verdiği cevapta Tolkien okuma iştahımı kabartan en önemli unsurlardan. Tolkien'in Türkçe'ye çevrilmemiş en kıymetli eserlerinden, oğlu Christopher'ın babasının notları üzerinden giderek ortaya çıkardığı 12 Ciltlik Orta Dünya Tarihi'nin yayın hakları konusunda İthaki Yayınlarının da adının geçiyor olduğunu duymak pek sevindirdi. Zira Açıklamalı Notlarıyla Hobbit baskısında yaptıkları gibi Orta Dünya Tarihi'nin 12 cildini aynı kalitede ve ciltli olarak yayınlayacaklar ise, buradan bütün külliyatı alacak ilk isimlerden biri olacağımı da kendilerine duyurmak isterim. Kitapseverlerin bildiği üzere, bazen bir kitaba sahip olmak, onu okumaktan çok daha fazla keyif verebilir. İşte Orta Dünya Tarihi için benim içimde kopan fırtınanın sebebi de, hem sahip olmak, hem de okumak duygularının birleşmesiyle kat be kat büyümekte olması.

Hobbit, bir devrin, bir devrimin, bir dünyanın, bir gerçekliğin ve bir hayalin başlangıcı. Bilbo, Gandalf, Gollum ile tanışmanın, "Kartallar geliyor" çığlıklarının ilk duyuluşunun ve Tolkien'in bugün Ejderhaların cirit attığı romanlara kıyasla, tek bir ejderha figürü ile fantastik edebiyatta ne kadar ayrı bir yeri olduğunu gösterişinin kitabı. Açıkçası Smaug olsun, Thorin olsun, Aragorn olsun, Legolas olsun, Tolkien'in oluşturduğu karakterlerin kült olmasının en büyük sebebinin Tolkien'in Shelob'un ağı gibi ördüğü, okuyucuyu gerçekliğin dışında bir ağa sarıp hareket edemez hale getiren kelimelerine bağlıyorum. Zira lise yıllarımdan bugüne değin, bütün korkusu ve savaşına rağmen Orta Dünya'yı hayal ettiğimde, var olmasını istemediğim bir an hatırlamıyorum. Hatta gittikçe hayatın sıkıcı rutinlerini yerine getirmekte olduğum şu zaman dilimlerinde, fantastik dünyaları daha çok özler olduğumu fark ettim. Bu bir kaçış mı? bir nefes alış mı bilemiyorum. Ancak emin olduğum bir şey var. Belirli aralıklarla Tolkien okumak kesinlikle psikolojimi düzeltiyor. Bu anlamda başkaları pek değinmiyor veya böyle bir yön taşımıyor olduğuna inansa bile, çok derin psikolojik analiz ve tespitler barındırdığını ve bu tespitleri gerçek hayata uyarlamak isteyen insanlara bu yönüyle de inanılmaz yardımcı olduğunu düşünyorum. Bu sebeple en azından kendi deneyimlerimden yola çıkarak sizlere öncelikle Hobbit'i ve sonra diğer bütün Tolkien kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Daha da şiddetle tavsiye edeceğim şey ise Tolkien hayranlarının muhakkak "Açıklamalı Notlarıyla Hobbit" kitabını edinmeleri olacak. Dünya edebiyat tarihinin en büyük dönüm noktalarından birini oluşturan bu kitaba, hele ki bu haliyle sahip olmak kendinize verebileceğiniz en keyifli ödüllerden birisi olabilir. Henüz okumayanlar için ise Orta Dünyaya yolculuk için en kıymetli bilet olduğu kesin.

Kitaplarla kalın.

 




11 Ocak 2015 Pazar

'İzmler ve İdeolojilerin Kucağından, Ummana Yolculuk: Bu Ülke - Cemil Meriç

"Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler Neşidesi veya Kuran. 
Senin Kitabın hangisi?"


Bir ülkenin kaderini avuçları arasında tutan, onun aydınlarıdır. Hayatlarını her türlü hayhuy içerisinde geçiren insanların farkında olmadığı şeylerin farkında olanlar onlardır. İnsanoğlunun neyin doğru, neyin yanlış olduğuna ilişkin kendi birikim ve tecrübeleri doğrultusunda oluşturduğu inanışlarının sınırlarını daraltan veya genişletenler de onlardır. Ülkemizde aydın denildiği zaman, akla gelebilecek profiller her nedense çok çeşitlidir. Bunun siyasi, içtimai sebepleri olması da önemli elbette. Zira artık aydın denilen kavram ülkemizde; bir kesimin aydını, bir görüşün aydını veya bir topluluğun aydını gibi “aydın” sıfatının özüne yakışmayacak tanımlamalarla bütünleştirilmektedir. Aydın toplumun tamamına hitap edebilen olmalıdır. Zira kelimenin aydınlatmak ile olan ilişkisi gereği, sadece belirli bir bölgeyi aydınlatan veya sadece belirli bir konuda konuşabilen insanın aydın sayılması bence garabettir. Aydınlanmış olan bir insanın, dar kalıplar ve tanımlamalar içerisinde anlatılmaya veya tanıtılmaya çalışılması bence ona ve temsil ettiği şeylere karşı yapılan en büyük zulümlerdendir. Günümüzde emsalleri olarak zikredilen isimlerle karşılaştırmak gafletinde dahi bulunmak istemediğim, bence ülkemizin en büyük aydınlarından birisi olan Cemil Meriç’in bir kitabını tanıtmak için onca girizgahta bulunmaktayım. Doğum gününün kutlanmasına ilişkin sosyal medya mesajlarını gördüğümde ve Bu Ülke kitabının sayfaları arasında gezinmeyi bitirmiş olduğum bir anda neden kendisini ve kitaplarını anlatan yazıların görmesi gerekenden daha az ilgi gördüğü, özellikle onun gibi düşünen aydın kişiliklere susamış birer çöl gezgini gibi hissettiğimiz zamanlarda neden daha fazla Cemil Meriç adının telaffuz edilmediğini sorup durdum kendime. Size Cemil Meriç’in en sevdiğim kitaplarından olan Bu Ülke’yi tanıtmayı istiyordum uzun zamandır. Ancak bende yazının girişinde bahsettiğim hayatını türlü hayhuy içerisinde geçiren insanlardan olduğum için, bunu yapmaya yeterli zamanım olmadı bir türlü. Oysa Meriç, bugünkü düşüncelerimin ve onu okumadan önce kendi içimde büyüttüğüm düşüncelerimin normal ve doğru olabileceğini bana gösterdiği için, önemli bir yer tutmaktadır düşünce dünyamda. Bundan on sene önce neden bir ideoloji sahibi olmak zorundayım? Diyerek kendimi sorguladığım ve bu dayatmalara direndiğim zamanlarda bir büyüğümün kütüphanesinde görüp, okumuş kendimi normal hissetmiş, ancak pek istemeyerek de olsa (kendimde kitaplarımın iade edilmesini istediğimden) kitabı bitirince sahibine iade etmiştim. Daha sonra kendime geniş bir kütüphane kurmak hayalimi, gerçeğe dökmeye başladığımda, ilk aldığım kitaplardan oldu “Bu Ülke”. Kitap İletişim Yayınları tarafından yayınlanmış, karton kapaklı 339 sayfa. Türk düşünce dünyasının en önemli sembollerinden Cemil Meriç. Bu Ülke’deki seçkilerini okuduğunuzda neden öyle olduğunu çok daha rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Bununla birlikte, kendisinin yazıları ve düşünceleri ile mücadele verdiği “-izmler” ona dışarıdan bakanları pek önceden esir aldığı için, herkes kendi ideolojisi ve “-izmi” doğrultusunda bir Cemil Meriç yaratmaya çalışmıştır. Kimine göre Marksist, kimine göre gelenekçi, bazı yönleriyle Türkçü, bazı yönleriyle Jön-Türk, bazı yönleriyle manevi hassasiyetleri ağır basar. Oysa onun kendisi ile ilgili söylediği gibi, geçen yıllar boyunca büyük bir değişiklik yoktur kendisinde. 

Kitapta özellikle basmakalıp düşüncelere karşı geliştirdiği fikirlerle yüz yüze kalıyorsunuz. Çok kitap okumanın kendisine kazandırmış olduğu geniş kelime dağarcığı sayesinde kendisini her dimağın ilk okuyuşta anlayamayacağı bir derinlikte anlatabilen bir isim Meriç. Farklı dillerden, özellikle eski Türkçeden belirli kelimelere aşinalığınız yoksa okurken sizi belirli bir miktar zorlayabilecek bir kitap. Kullandığı deyimlerin bir kısmı günümüzde unutulmuş deyimler. Ancak düşünce dünyasının zenginliği ve aydın diye hitap edilen insanlara özgü olan, insanların aklının köşesinde tuttuğuna inandığı bir takım gerçekleri yerinde tespitlerle dışa vurabilen yapısı sayesinde okuyucusuna inanılmaz bir deneyim sunduğu da muhakkak.Kör olmak pahasına okumaya devam eden bir adamın, yüz yıllardır kör olan bir toplumu aydınlatacak düşüncelere sahip olması, aslında tam da bizim toplumumuzun kinaye kültürüne cuk oturan bir hadise. Üst düzey bir eğitimin, insanı kültüründen kopartmak şöyle dursun, kendi kültürünün derinliğinde gönüllü bir boğulmaya götürdüğünün sembolü olan yazarın, kaybolmakta oluşumuzun çığlıklarını atarken bu derece usturuplu ve üslup sahibi olunabileceğini göstermesi sebebiyle de, Türk yazın ve düşünce hayatında ayrı bir yeri hak ettiği de tartışılmaz. Kitapta en sık kullandığı kelimelerden birisi olan intelijansiya (aydınlar topluluğu) ve bu topluluğun çağa ayak uydurmak adına "aydın" anlamının içini boşaltıyor olmalarına karşı, çetin bir yazılı savaş vermiş Meriç. Toplumsal değerlerin batı ölçütlerinde gittikçe materyalist bir ölçüde evrildiğine ve bunun kültürel açıdan yol açtığı yıkıma dikkat çekmek için bütün kelimelerini kullanan bir aydının, günümüzde muktedir veya muhalif yanında yer almayı aydın olmak için kafi sıfat sayan aydınlarımız yanında esamesinin dahi okunmuyor oluşu, kaybımızın büyüklüğünü göstermesi açısından çok mühimdir. Bugün doğudan gelen şeylere aşağılayıcı ve tahkir edici bir şüpheyle bakarken, batıdan gelenlere sorgusuz kucak açmanın "bitaraf entelektüel" olmanın ön şartı olduğu bir ülkede; kültür, aydın, entelektüel kelimelerinin tanımının dahi yeni baştan yapılması şarttır. Kitabı okurken, bir yandan Meriç'in aydınlığında aslında uzun süredir size yanlış geldiğini hissettiğiniz ama belki de adlandıramadığınız bir hassasiyetin ışığını yudumlarken, öte yandan geçen yılların, yazılanların, söylenenlerin toplumumuz üzerinde pek tesirli olmadan, daha da yozlaştığımızı özümseyeceksiniz. İletişim Yayınları tarafından, Cemil Meriç'in diğer kitaplarından bazı yazıların da Bu Ülke içerisine alındığını da bir kenara not etmelisiniz.

Özellikle "Fildişi Kuleden" kitabından bu kitaba yapılan aktarımlar Bu Ülke'yi daha kapsamlı ve muazzam bir hale getiriyor. Meriç'in yobazlığa bakış açısından, Balzac'a olan hayranlığına, oradan ise belirli isimler üzerinden tahlile giriştiği kısa yazılarına koştururcasına gidiyorsunuz. Önceki baskılardan farklı olarak bu baskıya eklenen kısa kısa yazılar ve hatta aforizmaları da kitabın zaten var olan albenisini daha da çok arttırmakta. Daha da ilginci yazılanlar belirli bir döneme aitmiş gibi gözükmesine karşın, bundan yüz yıl sonra dahi pek çok açıdan geçerliliğini koruyabilecek önermeler içeriyor. Cemil Meriç okuyanların pek iyi bildiği üzere, yazarın kitaplara karşı beslediği derin muhabbetin sınırı yoktur. Kendisinin de anlattığı üzere, içine kapandığı çocukluğundan bu yana, insanlardan çok kitaplarla hasbihal etmeyi tercih etmiştir. Bu seçimin ahlaki yönleri bir yana, insanlığın hüsran içinde olduğu asırlarda, kitapların seçilmesi kitaplara meftun olmuş benim gibi insanlar için belki de en önemli ve makul seçenek olarak ortaya çıkmaktadır. Bugüne kadar kitapların dostluğundan hiçbir şekilde pişman olmamış bir okur olarak, Meriç'in bu seçimine hayranlık duyduğumu itiraf etmeliyim. Bir ülkenin geleceğinin, o ülkenin aydınlarının omuzları üzerinde yükseldiğine inananlardanım. Bilgisizliğin, cehaletin, korkunun gerçeği hapsettiği bir dönemde bir mum ışığının aydınlığı dahi insanlara umut vermek için yeterlidir. Ülkeyi omuzlayacak insanların sayısının bu kadar az olduğu zamanlarda, bu ülkenin "Bu Ülke" gibi kitaplara her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Zira ışık saçan mumlara üflemek için karanlık köşelerde bekleyen insanlardan kurtulmanın en iyi yolu, onlara bekleyebilecekleri karanlık köşeler bırakmamak için her yeri aydınlıkla kuşatmaktır.

Konfüçyüs'ün meşhur sözünde söylediği gibi; karanlığa küfretmek yerine mumlar yakacağımız zamanlara kavuşmak dileğiyle.

Kitaplarla kalın.   



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...