27 Ocak 2014 Pazartesi

Her Şey Bir Kitapla Başlar: İlk Tarihin Sırlarında Türk İzleri



Evet, benim için yaklaşık bir buçuk ay önce bir kitapla başladı her şey. Bu siteyi açma konusunda bana fikir vermesi, neler yazacağımı düşünmem, bu kitabı muhakkak anlatmam gerektiği gibi meseleler de yanda kapak resmini gördüğünüz kitapla başladı. Yazının başlangıcına kitabın asıl ismini vermeyi uygun gördüm; çünkü gördüğünüz kitabın kapağında "Atlantisliler, Sümerler, Etrüskler Türk mü?" yazmasına rağmen kitabın iç sayfalarında bu kapağa dair hiçbir açıklama yok. Aksine Reha Oğuz hoca kitabın ismini "İlk Tarihin Sırlarında Türk İzleri" olarak belirlemiş. İsim neden değişti hiçbir fikrim yok. Yayıncının, kitabın daha çok satması veya dikkat çekmesi için izlediği sansasyon yaratmaya yönelik bir politikanın ürünü müdür, yoksa yazarın sonradan fikir değiştirerek, kitabın ismi bu olsun diye istemesinden mi kaynaklanmaktadır bu durum bilmiyorum. Lakin bana ilk seçenek ihtimali daha baskın geliyor. Kitap Nokta Kitap Yayınları tarafından basılmış, dolu dolu 270 sayfa. Kitabın yazarı ünlü Türkologlardan Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan. Söylemek istediğim onca şeyden önce, kitabın kapağında yer alan ismin şahsi kanaatimce yanlış bir isim olduğunu belirtmeliyim. Türk tarih tezinin oluşmaya başladığı yıllarda, kökenlerimizi delilsiz ve ispatsız yere sağa sola yönelterek, tüm kavimlerin Türk olduğu gibi iddiaları şovenist bir anlayışla dile getirerek batılı tarihçilerin bizleri ciddiye almamasına ve hatta dalga geçmesine sebep olan hatalardan birinin dışa vurumu gibi bu isim. Türk Milletinin, özellikle de Türkiyeli Türklerin sahip olduğu, lüzumsuz batı medeniyeti hayranlığının sonucu olan; batılılar daha iyi bilir, biz bilmeyiz, göçebeyiz, barbarız, vs unsurları içerisinde bulunduran "Türk kompleksini" ve kendi içimizde barınarak "hadi canım onlarda mı Türk'müş" diyerek dalga geçen güruhu susturmanın yolu, bence bu işin gerçekten ilmi delillere dayandığını ispat etmek ve onların ya da bunların Türk olup olmamasının Türklük açısından değil ancak Türk kültür dairesinin sınırlarını çizmek açısından önemli olduğunu topluma doğru şekilde aktarmaktır. Bunun için de bu tip ilmi kitaplara, her ne kadar popüler tarih üslubu ile de yazılmış olsa, doğru isimler seçmek gerekmektedir. Kaldı ki ütopik Atlantis tezini bir yana bırakarak, tarih araştırmasında ki metodolojiye aykırı düşerek, Sümerler veya Etrüskler Türk mü? diye sormak da bir hatadır. Zira Sümerler veya Etrüskler kronolojik açıdan bakıldığında da Türk olamaz; ancak ve ancak Ön-Türk uygarlığı mı diye bu soru sorulabilir. 

Doğru tanımlamalar kullanıldığı takdirde de bu çalışmaların bilimselliği adına bir aşama kaydedilmiş olabilir. Hakeza Reha Oğuz hocanın aslında kitabında Atlantisliler Türk'tür gibi bir iddiası da yok. Konunun ütopik olduğunu, ancak son dönemde elde edilen kıt kanaat bazı gelişmelerin efsanevi Atlantis uygarlığının gerçekten var olmuş olabileceği ve var olabileceği yerlerden ikisi arasında da Ural-Altay kökenli Türk kültürünün doğduğu coğrafyanın gösterildiği tezlerinin var olduğu anlatılıyor. Ayrıca yazar birkaç yerde önemli vurgularla bu konuda Türkologların faal çalışması gerektiğini ve bu hususun incelemeye değer olduğunu belirtiyor. Ben bu konulara siyasi veya hamasi şekilde yaklaşılmasına karşıyım. Çok uzun soluklu bir tarih meraklısı ve araştırmacı olarak, bu konuda katiyen bilimsel delillerin dikkate alınması, uygarlık ve kültür dairesinde bu konuların araştırılması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca ilk çağlardaki uygarlıkların birer Ön-Türk uygarlığı olup olmamasının incelenmesinde de bizim hümanist görünümlü entelektüel yazar ve araştırmacılarımızın gördüğü gibi, ırkçı bir yaklaşım göremiyorum. Bugün bazı toplumlar, bir yemeğin bile kendileri tarafından yaratıldığı veya medeniyet dairesine sunulduğu hususunda patent almaya kalkacak kadar ırkçı davranırken, kökenlerimizin ne olduğu, uygarlığa ne gibi katkılarda bulunduğumuz, kültürümüzün bütün özellikleri ile hangi sınırları kapsadığını araştırmamız bence doğal olduğu kadar gerekli de bir tavırdır. Zira sömürgeci (emperyalist) düşüncenin ilk sızmaya çalıştığı saha kültür sahasıdır. Bu konudaki sömürgeci faaliyetlere bir nebze olsun engel olabilmenin yolu da kültür ve tarihimize hem hakim, hem de sahip olmaktır.

Bu uzun girizgahtan sonra gelelim kitaba. Çok heyecan verici bir kitap. Kitabın önsözü özellikle okunmalı. Çünkü bu kitap ile amaçlananın ne olduğu ve Reha Oğuz hocanın kitabın içeriğine ilişkin bir ön bilgi niteliğinde çok güzel bir yazısı mevcut. Önsözden sonra Reha hoca önce Atlantis tartışmaları ile ilgili geniş bilgi veriyor. Daha sonra Sümer uygarlığı ile ilgili bilgileri ve bu uygarlığın bir Ön-Türk (Proto-Türk) uygarlığı olup olamayacağını bilimsel bir titizlikle antropoloji, dilbilim, gramer yapısı, kültürel ortaklıklar, mitolojik ögeler gibi birçok veri açısından inceliyor. Tabii ki eser popüler tarihe yönelik. Yani çok akademik bir çalışma olarak görmemek lazım. Ancak dipnotları, referansları, kaynakçasıyla birlikte çok sağlam bilgiler var kitabın içinde. Hatta bu konuda 5-6 kitabı okumayı göze alamayacak durumdaysanız, tek başına sizi Sümerlerin bir Ön-Türk uygarlığı olduğuna ikna etmeye yetecek kadar bilgi mevcut içerisinde. Ünlü Sümerologlar Prof. Dr. Noah Kramer ve Muazzez İlmiye Çığ'ın eserlerinden yapılan alıntıların haricinde bu konuyla ilgili birçok batılı tarihçinin ve Türk tarihçilerinin görüşlerine de yer vermiş. Üstelik bilimsel deliller çok güçlü bir şekilde Sümer-Türk (Ön-Türk) bağlarını göstermesine rağmen Reha hoca bir akademisyene yakışır şekilde halen kati olarak Sümerler Ön-Türk'tür diyemeyiz diyor. Bunu kesin olarak söyleyebilmek için daha çok arkeolojik delil lazım geldiğini, kaldı ki Sümerlerin Akadlarla, Sami-Semitik kökenli kavimlerle tarihi temasları olduğunu ve kültürlerin bu doğrultuda karıştığı, bu sebeplerle bu konuda daha da fazla çalışma yapılması gerektiğini söylüyor. Ancak Reha hocanın kanaatinin de Sümerlerin Türklerin atası olduğu yönünde olduğu açık şekilde ortaya çıkıyor. 

Kitabın üçüncü bölümünde Etrüsk meselesi de tıpkı Sümerler de olduğu gibi aynı veriler doğrultusunda inceleniyor. Kitabı okuduğunuzda daha ayrıntılı göreceksiniz, ancak son dönemde İtalyanların ortaya attığı "Etrüsk-Türk gen uyumu" konusu gerçekten çok ilgi çekici ve bu konuda modern imkanlardan istifade edilerek Etrüsklerin Ön-Türk'lerle bağının ispat edilmek üzere olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. Ayrıca Etrüskler konusunda kitap içerisinde Adile Ayda'nın Etrüskolog sıfatıyla Milletlerarası Türkoloji Kongresine sunduğu tebliğ, Arkeolog Erkan Ildız'ın Etrüsk meselesini arkeolojik açıdan değerlendirmelerini içeren bir metni ve arkeoloji profesörü Elif Tül Tulunay ile yapılan bir röportajı da bulacaksınız. Kitabın sonunda da Reha hocanın yayınlanması için eklediği geniş bir ekler kısmı var. Kitabı satın aldığım dönemde, internetten satış yapan kitapçılarda bulamayıp, nadir kitaptan temin edebilmiştim. Ancak şu anda görebildiğim kadarıyla idefix'te hem satışta, hem de stokta gözüküyor. 


Gelelim kitabın bende yarattığı etkiye ve bu etkinin sonuçlarına; Bu kitabı okuduktan sonra bir karar alarak, Türk tarihini; Ön-Türk uygarlıklarından, bu bağların en kuvvetli olarak vurgulandığı M.Ö. 4000'den başlayarak günümüz tarihine gelene dek tetkik etme hevesim oluştu. Bu noktada kara kütüphanemde mevcut olan, aralarından bazılarını daha önce de okumuş olduğum tüm Türk tarihi eserlerini tasnif ettim. Aralarında bazı konularda kendi hayat görüşüm ve tarihi algılayış şeklim doğrultusunda kütüphanemde bulunması gerektiğini düşündüğüm eksik kitapları temin etmek için bir dolu kitap sipariş ettim. 23 Aralık tarihi itibariyle de Türk tarihi maratonuna başladım. Bu doğrultuda amacım M.Ö. 4000'den başlayıp uygarlıklar bazında ilerleyerek 2014'e kadar gelmek. Bütün bunlar bittikten sonra da genel olarak Türk tarihinden bahseden kitaplardan bahsedeceğim. Tabii hem kara kütüphanemin içeriği, hemde bazı konulara ilişkin incelemeler yapmaya daha önce fırsat bulamadığım bazı uygarlıkları atlamak gibi bir durumum söz konusu olabilir. Örneğin şu an kara kütüphanemde Hititlere ilişkin karşılaştırmalı olarak anlatım yapabileceğim fazla sayıda kitap mevcut değil. Kitapları anlatacağım süreç içerisinde geçen zamanda bu eksikliklerimi tamamlayabilirsem eksik uygarlıkları da okuyacak, tahlil edecek zamanım olur umarım. Tabii bu maraton sırasında salt uygarlıklar tarihi hakkında bilgi veren kitaplarla yetinmeyerek, arada belirli bir uygarlık hakkında tarihi roman tarzında yazılmış veya genel olarak Türk kökenleri hakkında yazılmış birkaç kitaptan ve bazı uygarlıklarla ilgili olarak başucu kaynak olarak tuttuğum ansiklopedik kitaplardan da ayrıca bahsetmeyi planlıyorum. Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan bütün Türk devletlerine ilişkin kaynak eserler bahsinde bir iki kitap hariç sıkıntım yok (belki AkHun-Eftalitler). Ancak eksikleri de maraton devam ederken tamamlayacağımı düşünüyorum. Eski çağa ilişkin olarak sahip olduğum kaynakların bir kısmı akademik, bir kısmı popüler tarih içerikli. Maratonu üç büyük bölüm ve onların alt bölümleri halinde kronolojik düzene mümkün olduğunca riayet ederek yapacağım. Bunları da Eski Çağ Ön-Türk Tarihi, İslamiyet Öncesi Türk Tarihi, İslamiyetten Sonraki Türk Tarihi olarak planladım. Kitapları ayrı ayrı yayınlar halinde mi yoksa bir uygarlığa ilişkin tüm kitapları tek blog yayını içerisinde alt başlıklarla mı tanıtıp tanıtmayacağım hususunda henüz karar veremedim. Ancak her yazının sonunda da konunun geneline ilişkin acizane görüşümü paylaşmak niyetindeyim. Bakalım Türk tarih maratonum ne kadar sürede bitecek? Başlangıç tarihim 23 Aralık 2013, başlangıç noktam ise Sümerler. 

Tarihin bizlere ayrılan kısmında buluşmak dileğiyle. 



24 Ocak 2014 Cuma

Yeni ve Eski Hayatlara Açılan Kapılar


Evet benim yeni ve eski hayatlara açılan kapılarım bunlar. Siteme isim vermeme sebep olan, özene, bezene alıp kendi ellerimle yapmış olduğum güzel kütüphanem. Gerçi bu kütüphanenin iç hacminin 3 katı büyüklüğünde karşısında gömülü kapaklı bir kütüphanem daha var; ama nedendir bilinmez, belki cam kapaklı olması, belki malzemesi, belki de odada tam istediğim yere o güzel koltuğumla birlikte yakışmış olması bu kütüphaneyi daha çok sevdiriyor bana. Bu resmi çektikten sonra içeriği epey değişti kütüphanemin. Büyük ihtimalle bir kez daha değiştirmek durumunda kalacağım. Çünkü kitapların belli bir sıralama doğrultusunda yerleştirilmesi konusunda da tuhaf sıralama kriterlerim var. Örneğin tarih kitaplarını olabildiğince kronolojik sıraya göre dizmeye dikkat etmekle birlikte, kütüphane içerisinde dağınık görünüşü engellemek adına, ciltli ve aynı boydan olan eserleri yan yana tutmaya özen gösteriyorum. Tabii tarih kitaplarında bu bazen kronolojik sırayı bozabiliyor, ancak nasıl bir yemek yemeden önce, yemeğin görüntüsü insanın iştahını kabartıyorsa, benim içinde güzel dizilmiş bir kütüphane aynı derecede insanın okuma iştahını kabartıyor demektir. Tabii bu düzen içerisinde bile belli kriterlere göre dizilmiş durumda kitaplarım. Örneğin din,dinler tarihi, felsefe, tasavvuf içerikli kitapların tamamını aynı rafta tutmaya özen gösteriyorum. Sonra İslamiyet öncesi Türk tarihi ile, İslamiyet sonrası Türk tarihi için ayrı raflar düzenlemem gerekti. Bunun dışında ilgi doğrultusunda her gelen yeni kitapla mitolojiler için ayrı bir raf düzenledim. Tarihi romanlar genelde benzer yayın evleri tarafından yoğun bir şekilde basıldığından, onları da bir rafta toplamak işime geldi doğrusu. Bunun dışında dünya klasikleri için ayrı bir bölüm, şiir kitapları için küçük de olsa ayrı bir bölüm yapmam gerekti. Tabii bu görüntü ve iştah odağında özellikle romanlar için bazı yayın evlerinin hem kitap kalitesi, hem de o yayın evlerinden sıklıkla kitap alıyor oluşum sebebiyle tek bir rafı boylu boyunca bir yayın evinin kapatmışlığı vardır. Fantastik kurgu edebiyatına ortaokuldan beri ilgi duymakla birlikte, bu zamana değin en önemli ve bilinenleri dahil bir çok fantastik kurgu romanını ise ne yazık ki kara kütüphanemden transfer ederek, kapalı kütüphanemin içine yerleştirdim. Bunların arasında ileride yeri geldikçe hakkında yazmak isteyebileceğim, Tolkien külliyatı, Unutulmuş Diyarlar serisi, Ejderha Mızrağı serisi, Taht Oyunları serisi gibi birçok kitapta mevcut.  Katiyen artık büyüdüm fantastik kurgu okumam gibi bir anlayışa da sahip değilim. Zira insanın hayal gücünü dört nala koşturan kitaplara bayılırım. Ancak zamanla belki de bilgi edinme ihtiyacı ile doğru orantılı olarak şekillenen bir okuma farklılığı mevcut oluyor insanda. 

Her neyse, kitap okumak işi ayrıca bir zevk olduğundan, insanın hayat görüşü, düşünce biçimi, inanışları vs. bir sürü sebeple okuma çeşitliliği ve okuma kaynakları değişiyor. Ben kendi adıma özellikle tarihi metinlerde tarafsız görüş açılarına sahip olabilmek için farklı bir sürü kaynaktan yararlanmaya çalışıyorum. Ancak nihayetinde hem ekonomik durumlar, hem yer sıkıntısı, hem de düşünce sistemime uyum sağlamayan kitapları okumanın kitap okuma zevkini eziyete çevirmesi sebebiyle ne kadar çok istesem de "her kitabı okumuş olmak" gibi bir iddiam olamayacak. Yine de bilgi sahibi olmak, "bilmek" benim için çok anlam ifade ettiğinden, dilerim bir ömür boyu kitap okumaktan mahrum kalmam. Dilerim hiçbir toplum, hiçbir kitap aşığı da bundan mahrum kalmaz.

Ha bu arada, sehpanın üzerindeki İhsan Oktay Anar'ın Kitab-ül Hiyel'i. Fırsat olursa ondan ve tüm Anar külliyatından da genişçe bahsedeceğim bir gün. Kısmet. 

Kara Kütüphane ve Yeni Maceram!

Kitapları sevmek benim için hiç zor olmadı. Güzel bir kütüphanesi olan bir evde, sürekli kitap hediye edilerek büyüyen bir çocuk oldum. Teknolojinin, internetin dönem ödevleri için henüz bir kurtarıcı virüs gibi yayılmadığı zamanlarda ansiklopedi karıştırarak büyüdüm. Ancak ansiklopediler de benim için sadece bir dönem ödevi kaynağı değil, büyük zaman karıştırarak yeni şeyler öğrenme imkanı doğuran bir kaynak oldu. Ansiklopedimiz çoktu evde, çünkü o dönem gazete promosyonları ile bilmem kaç kupona Larousse ansiklopedi setlerinin okuyucuya dağıtıldığı dönemdi. Biz de kupon biriktirmeyi seven bir aile olduk!

Zamanla kitapları her yönüyle sevmeye başladım. Bir kitabı sadece okumak değil, onun cildine kapağına dokunmak, sayfalarının hışırtısını dinlemek, kağıt kalitesine göre değişen sayfa kokularını teneffüs etmek ve kütüphanemin karşısına geçip belirsiz bir süre kitaplarımı seyretmek dahi bir zevk haline geldi benim için. Kitaplarla sadece boş zamanında, tatilde vakit geçiren, onu bir boş zaman eğlencesi olarak gören insanlar için büyük ihtimalle bir sapık gibi gözüküyorumdur dışarıdan. Ancak benimle aynı duyguları yaşayan çok fazla sayıda insan olduğuna eminim. 

Kendi evime ve kendi kütüphaneme kavuştuktan sonra, okuyabileceğim bir sürü kitap biriktirdim. Özellikle her yönüyle tarih (özellikle de eski çağdan günümüze Türk tarihi), felsefe, şiir kitapları ilgimi çeker hale geldi. Bu sebeple listem çok kabarık. Hakkında konuşmak, bir şeyler anlatmak istediğim çok fazla kitabım var. Kitaplardan bahsetmek çok hoşuma gitmesine rağmen acıklı bir şekilde çok sevdiğim insanların kitap tutkuma saygı duymakla birlikte, benimle sürekli kitaplardan bahsetmekten sıkılır halde olduğunu fark ettim. İşte bu sebeple bu siteyi açmaya ve kitaplarla ilgili sohbet etmeye karar verdim. Benim için ciddi bir monolog girişimi de olsa en azından anlattıklarımı ara sıra okuyabilecek bir kaç kişi olma ihtimalinin varlığı bu siteyi yapmaya itti beni. 

Kitap okumak ve kitapları sevmekten başka hiçbir otoritelik tarafım mevcut değil. Yani yapabileceğim eleştiriler sadece beni bağlar. Bir fikir edinmek için dikkate alabilirsiniz de, umursamadan geçebilirsiniz de. Burada bir şeyler paylaşarak da tek amaçladığım şey kitapları anlatmak. Bunu görseller yardımıyla, bir yandan da içerdikleri hakkında kısa kısa bilgiler vererek yapmak. Kafamda tasarladığım sistem doğrultusunda önce size naçiz kara kütüphanem ve kitap okuma ortamlarım hakkında bir şeyler anlatmayı, daha sonra da okumakta olduğum kitaplara ilişkin bilgiler vermeyi umuyorum. Zaman zaman da daha önce okuduğum ve hakkında bir iki paragraf bahsedilmeyi hak ettiğine inandığım kitaplardan bahsetmeyi düşünüyorum. 

Dilerim kitapları seven insanların işine yarayacak ve kitaplardan bahsetmemden zevk alan insanların var olduğunu görmeme yarayacak bir iş yapabilmiş olurum!  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...