4 Nisan 2016 Pazartesi

Gölgesinden Devletler Doğan Atlılar: Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi (2 Cilt) - Prof. Dr. Bahaeddin Ögel

"Siz, hakanları, bazı devletlere karşı, generallerinizin 
bizzat başlarına geçip, savaşıyormuşsunuz. Bununla üstün 
liyakat ve her türlü erdeme hak kazanmış bulunuyorsunuz! 
Ordu işleri ile uğraşmakla da, çok yoruluyor ve zahmet çekiyorsunuz. 
Bu armağanları, Hun Hakanı ile İç Saray Veziriniz 
I-yeh-che'nin giymeleri için hediye olarak gönderiyorum."

Çin İmparatoru Wên-ti'nin M.Ö. 176'da 
Mete'ye Cevaben Gönderdiği Mektuptan



Tarih maratonunda sonunda Hunlar faslına dair son kitabımı bitirmiş oldum. Aslında size tanıtacağım bu kitabı, Hunlar faslını kapatmak için yazacağım, maratonumun alamet-i farikası olan ve üzerinde çalışmakta olduğum uygarlığa dair öğrendiklerimi de aktardığım düşünceler etiketli yazımda tanıtacaktım; ancak bütün kalitesine rağmen buna bir kaç ufak husus engel oldu ve son yazıyı Gumilev'in Hunlarıyla kapatmaya karar verdim. Sebebi aktarmadan önce bu muazzam tarihin kısa künyesini geçeyim. Ciltler Türk Tarih Kurumu Yayınları tarafından yayınlanmış, ciltli kapakta, ilk cildi 455 sayfa, ikinci cildi ise 459 sayfa olmak üzere toplam 914 sayfa. Türk Tarih Kurumunun son üç senedir, yayın kalitesini inanılmaz derecede yükseltmiş olduğunu anlamak için örnek teşkil edecek kitaplardan. Sadece cildi ile değil, sayfa yapısıyla da bunu gösteriyor. Sadece bazı noktalarda basım sırasında karşılaşılmış tipografi hataları var ki, son otuz yıldır yeni bir basımı olmayan; ancak Hun tarihini incelemek isteyen herkesin yana yakıla aradığı bir eser olması sebebiyle de, TTK'nın başta benden olmak üzere bu eseri bekleyen pek çok kişiden bu hatalara rağmen dua aldığını düşünüyorum. Dermanları kesilmesin ve hep böyle güzide eserler basmaya devam etsinler inşallah. Ciltleri ayrı ayrı başlıklarda tanıtmayacağım; ancak aynı yazı içerisinde ilk cilt ve ikinci cilt ayrımıyla devam edeceğiz. Açıkçası altını çizerek okuduğum için tahmin ettiğimden biraz daha zor ve uzun zamanda bitirdim. Zira yatarak okunması oldukça zor ebatlarda ve bazı yerlerin altını çizmemek mümkün olmadığı için, sürekli masa üzerinde okumam gerekti. Neden bu kitabı son yazıya bırakmadığımı da açıkladıktan sonra size bu eseri elimden geldiğince tanıtacağım. Siteyi takip edenlerin iyi bildiği üzere, her uygarlığı bitirdiğimde, düşüncelerimi ve o konuda okunmasının elzem olduğunu düşündüğüm bir kitabı muhakkak tanıtıyor oluyorum. Hunlar faslı için ise iki kitabın arasında kaldım; bunlar da şu an tanıtmakta olduğum Ögel hocanın muazzam eseri ile L.N. Gumilev'in Hunlar'ı oldu. Gumilev'in Hunlarını tercih ettim çünkü hem Avrupa Hunları ve Akhunlar'a ilişkin içerdiği bilgilerle tam ve kapsayıcı bir Hunlar çalışmasıydı, hem de bu kavim hakkında yabancı bir akademisyenin olabileceği en objektif haliyle bilgi sunduğu ve bu konuda bizim akademisyenlerimizin ululamaları dışında kalarak gerçek bir Hunlar portresi çizdiğini düşünüyor olmamdı. Gerçi, Bahaeddin Ögel hocanın kitabında bu tip ululamalar olmamakla birlikte sadece Asya Hunları hakkında bilgi veriyor olması, kitabın çok kıymetli bilgiler vermekle birlikte aşırı tekrar içeriyor olması ve bir miktar dağınık bir ilerleyişe sahip olması da belirleyici etkenlerden oldu. Geçelim kitabımıza;

Öncelikle birinci ciltten itibaren inanılmaz detaylı bir Asya Hunları araştırmasıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ögel hoca her şeyden önce Hunları daha iyi anlamak için Çin'i, Çin kültürünü ve uygarlığını tanımanın ne kadar büyük önem arz ettiğini fark etmiş olmalı ki, önce Çin ile başlıyoruz kitabımıza. Tarihin en eski çağlarından bu yana, burada kurulan ve pek sonradan Çin diye anılacak uygarlığın temellerini, Eberhard, De Groot gibi akademisyenlerin görüşleri ve farklı çalışmaları ışığında gözden geçiriyorsunuz. Elbette bu arada Proto-Hun veya Proto-Türk diyebileceğimiz uygarlıklarla ilgili olarak da ufak ufak bilgi edinmeye başlıyoruz. Açıkçası çok kapsamlı bir çalışma olmasına rağmen, zaman zaman çok dağıldığını da itiraf etmem lazım. Zira bugüne kadar Hunlar ile ilgili okuduğum kitaplardaki kronolojik sıralamadan zaman zaman çıkarak, örneğin "Bu konuyu daha iyi anlamak için ... konusunu da incelememiz lazım" diyerek bambaşka başlıklara geçiliyor. Çin kültürü içerisinde Hun izleri ararken arada okuma parçalar da veriliyor okuyucuya. Bunların ekseriyeti Çin kaynaklarındaki metinlerden oluşuyor. Bu okuma metinlerinin ardından, ana Hun tarihine Mete üzerinden giriş yapıyoruz. Doğrudan Mete dönemiyle değil; ancak Ögel'in Hun tarihini anlatırken yorumlama şekli şu doğrultuda ilerliyor: Mete'nin Babası Tuman, Mete, Mete'nin Oğlu, Mete'nin Torunu. Elbette birinci ciltte buraya kadar ilerlemekle birlikte araya pek çok farklı metin giriyor. Bunların arasında Hun tarihini anlamlandırmak için Proto-Moğol Tunghu, Wusun gibi kavimleri çok detaylı ve ayrıntılı şekilde inceliyoruz. Buradan sonra çok değerli ve cımbızla çekilip bulabileceğiniz bilgiler var. Ögel hoca her farklı Çin kaynağındaki metni tekrar tekrar incelediği için, çok sık tekrarla da karşılaşabiliyorsunuz. Örneğin bu Proto-Moğol kavimlerle ilgili en sık kullanılan cümle "Mete'nin Tunghuları neredeyse yok etmesi yüzünden, Proto-Moğol kavimlerinin Hunlardan öc almak istemeleri" cümlesi olmuş. Yani birebir bu cümle olmasa da, o kadar sık kullanılıyor ki, Moğolların Hunlardan nefret ettiğini kanıksıyorsunuz. Bu noktada dağınıklık dediğim şey başlıyor. Mesela Tunghular ve Wusunlarla ilgili birden Mete sonrası tarihlere, hatta Cengiz Han öncesi döneme kadar ilerlemişken, birden tekrar Mete dönemine dönüyoruz ve aynı süreci Yüeçiler için yaşıyor hale geliyoruz. Kronolojinin bu şekilde kesintiye uğraması, takip zorluğu yaratabiliyor; ancak Çin kaynaklarını bu kadar detaylı inceleyen başka bir çalışma ile karşılaşmanızın da mümkün olmadığını söylemeliyim.

Açıkçası bu eseri aşırı kıymetli kılan unsurlardan birisi de bu. Türkiye'de Hunlar ile ilgili çalışma yapan akademisyenlerin başucu eserlerinden birisi Bahaeddin Ögel'in bu iki ciltlik eseri. Zira o kadar detaycı ve ayrıntılı bir şekilde hazırlanmış ki, gözden kaçırılmış dediğiniz herhangi bir hususu, normal akışta bulamasanız da, Proto-Moğollar, Yüeçiler veya diğer topluluklar hakkında verilen bilgiler sırasında muhakkak okuyorsunuz. Mete dönemi ve Mete'nin oğlu döneminde, Çin kaynaklarında yer almasa da, Asyanın batısında İran, Toharistan, Semerkand bölgelerinde ciddi bir fütühatın varlığına işaret ediyor kitap. Mete dönemindeki her mektup, her yazışma, her olay birden farklı kaynaktaki ifadeleri ile sunuluyor ve bu husus belirtiliyor. Bu çok faydalı bir metot olmakla birlikte, yukarıda da belirttiğim gibi çok fazla tekrarla karşılaşmanıza sebebiyet veriyor. Gerçi bu fazla sayıdaki tekrarlar, konuyu özümsemeniz ve hatta ezberlemenizi sağlıyor ki, kitabı bitirdiğinizde farkında olmadan Hun tarihinin ayrıntılarının bilinçaltınızda yer ettiğini görebiliyorsunuz. Büyük Hun İmparatorluğunu bu kadar büyük yapan şeyin, Mete ve ondan sonra gelen dirayetli hakanlar olduğunu vurgularken, aslında genel Türk devlet mantığını da vurgulayan ifadelerle karşılaşıyorsunuz. Ögel'in burada bir şans olarak vurguladığı husus, Türk hakanlıklarının uzun süre hükmetmesinin anahtarının dirayetli ve uzun süre hüküm süren hakanlar olduğu. Gerçekten de, kâh Hunlarda, kâh Göktürklerde ve hatta Selçuklu, Osmanlı gibi büyük Türk devletlerinde uzun süre hükmeden hakan ve hükümdarlar, devletin de ömrünü uzatmaktalar. Eğer ki, bu hususta birbirini izleyen başarılı yönetimler söz konusuysa, bu takdirde de 300 seneyi aşkın hüküm süren devletlerden bahsedilebiliyor. Bahsettiğim gibi birinci ciltte Mete'nin torunu Chun-ch'en (Kün Çin) dönemi sonuna kadar Hun İmparatorluğunun durumunu inceliyoruz. İkinci ciltle beraber, Çin'in Huna karşı güçlenmesiyle birlikte büyük Hun-Çin savaşını inceliyoruz. Buradan ilerleyerek, Çin vesikalarında geçen ve Çin'in yayılmacı politikasını belgeleyen hususları, Hunların duraklamalarını takip ediyoruz. Yeni Hun hakanları Hsü-li-hu ve Ch'ieh-t'e-hou önderliğinde yeniden bir sıçrama yapan Hunların bu hakanların zamansız ölümleri ile bölünmenin eşiğine gelişlerini takip ediyoruz. Bu aşamadan sonra Hun tarihinin en dramatik dönemlerinden birisi olan Hohanyeh ve Çiçi arasındaki uzlaşmazlık ve Büyük Hun İmparatorluğunun bölünmesine ilişkin mevcut kaynaklar arasındaki en kapsamlı incelemeyi okuyorsunuz.

Ögel burada Çiçi Han'a ayrı bir önem ve özellik atfediyor. Tarihi açıdan baktığınızda Çin hakimiyetine girmek isteyen Hohanyeh ile mücadelesi ve batıda halen o eski şanlı Hun İmparatorluğunu diri tutmaya çalışan karakteri ile Mete'den sonra Hun kavmi için bir heyecan yaratsa da, Çin gücü ve Hohanyeh'in ona karşı Çin'in yanında yer alması sonucunda ezilmekte kurtulamayan Çiçi Han hakkında gerçekten epey detaylı bilgiye ulaşıyorsunuz. Hunların Çin ile süregelen; Çin'in dağılmanın eşiğinde olduğu zamanlar yeniden bir şahlanma pırıltısı gösterip, sonra tekrar yenildikleri, Çin güçlendikçe artık Hunların batıya kayma politikalarını da engellemeye başladığı, Çin siyasetinin bir sonucu olarak Hunlarla savaşarak mücadele etmenin zorluğunu gören vezir ve imparatorların, Hunları bölmek için her hakan namzetini desteklemesi, birbirlerine karşı Hun beylerini kışkırtmasının ardından Hunların Asyadaki son büyük hakanı sayılabilecek Yü dönemi ve Hunların özellikle batıda büyük üstünlük sağladığı dönemleri okuyoruz. Eseri üzerinden yıllar geçmesine rağmen değerli kılan ana unsur, incelemelerdeki bu detay ve alt başlıkları. Mesela Hunların gerilemesi ve yıkılmasının ardından, Türkistan'da Hunların durumunu, Hun beyliklerinin yıkımdan sonra neler yaptıkları, güçlenen Proto-Moğol uygarlıkları olan Siyenpiler'in ilerleyen zamanda Hunları batıya doğru itmeye başlamalarını içeren bilgiler de mevcut. Bunun yanı sıra Kuşan Devleti ve Semerkand Krallığı arasındaki bazı bağlantılar vurgulanmakla birlikte, kitap hiçbir zaman konu olarak Asya Hunlarının dışına çıkmadığı gibi, Avrupa Hunları ve Akhunlardan da hiç bahsetmemekte. Hunlar faslında okuduğum pek çok kitapta, kaynakça olarak en sık kullanılan eser Bahaeddin Ögel'in size tanıttığım bu kitabı. Hunlar bahsinde özellikle Asya Hunları hakkında bilgi sunabilmek için Ögel'in Hun İmparatorluğu tarihini muhakkak okumak gerekiyor. Farklı Çin kaynaklarını arka arkaya incelediği metodu sayesinde de, hangi kaynağın hangi hususları pas geçtiği, bunun aslında ne gibi bir amaç taşıdığı hususlarında da aydınlatıcı bilgiler veriyor. Bunun yanı sıra özellikle Shiratori, De Groot gibi yazarların Hun tarihine bakış açılarını da güzel yansıtıyor.

Evet, Hunlar faslı bu kitapla bitti; ancak Hunlar ile ilgili son yazıma başta da belirttiğim gibi Gumilev'in Hunları ile son vereceğim. Hunlarla ilgili olarak bu son iki cildi de sayarsanız tam on beş kitap bitirmiş durumdayım. Evet son dönemde özellikle facebook sayfamızda kaç kitabı ne kadar sürede bitirmiş olduğumu paylaşıp durduğum için Hunlarda bu kısmın çok uzun sürmüş olmasından dolayı sık sık mahcubiyetimi de paylaşmaktayım. Buna karşın, Göktürkler bahsinde çok daha hızlı gidebileceğim düşüncesindeyim. Bakalım ne kadar haklı çıkacağım. Sizleri de bu yolculuğuma eşlik etmek üzere bekliyorum.

Tarihle ve kitaplarla kalın.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...